Önsöz

Fotoğrafım
Köprünün üzerinde omzumda uyurken, seni izliyordum, boğazı aldatırken.

7.31.2009

ne olur


hapset beni
en ufak parçam bile kalmasın.

7.29.2009

(:

Geçenlerde yine bir sabah Maybe ile Haydarpaşa'dan başlayan bir vapur sefasından sonra Karaköy'e geldik. Deniz havası ve vapurdaki kahvaltı ayıltıyor bizi, kendimize geliyoruz. Karaköy iskelesinden taksilere doğru ilerledik, taksilerin önünde birkaç dakika konuştuktan sonra sarıldık ve ofise gitmek için taksiye atladım. Daha sonra;

"Günaydın delikanlı"
"Günaydın"
Kırk kırkbeş yaşlarında yüzündeki hüznü rahatça okuyabileceğiniz taksici devam etti,
"Sevmek ne güzel değil mi?"
"Haklısın abi çok güzel"
Birazcık da olsa gülümseyen adam
"O zaman bu şarkı da benden size gelsin"
"Gelsin abi, teşekürler"

Taksici ben binmeden birkaç dakika bizi izlemiş. Ben binince Kayahan'ın bir şarkısını çalmaya başladı. Bir yandan da kendi hikayesini anlattı. Sevgili onu 2-3 hafta önce terk ettiği için bunalımdaymış. Sevgi hakkında da birkaç birşey söyleyen taksicinin bu duygu selinden ve aşkı övmesinden sonra söylediği ise beni şaşırttı;

"Yinede bu kadın milletine güven olmaz dostum!"

,

O kadar güzel yayılıyorsun ki havaya, seni kokluyorum. Tek duyum çalışıyor o an.
Gözlerimi açtığımı hatırlıyorum daha sonra. Etkiliyorsun beni, çarpıyorsun, bayıltıyorsun, güldürüyorsun bazen, düşündürüyorsun, kendine aşık ediyorsun, ha bir de seviyorum seni.

Kendimi unutacak kadar.

...

ne kadar da sıcaksın
sana dokununca yanıyorum
soğumuyor tenim
biliyor musun
gözlerinde gelecek görüyorum
hani şey gibi
ilk günkü gibi.

7.25.2009

bazı gerçekler

Bazı görüntüle vardır, bazı anlar, kareler. Bazen mutluluğu neşeyi temsil ederler, bazende yenilgiyi hüznü... Yukarıdaki fotoğraftaki kızın yüzünde açıkça okuyabileceğiniz duygular hüzün, kaybetmiş bir insanın çektiği acılar ve yıkıntı gibi açıklanması zor hislerdir. Maybe yine bir tavla mücadelesine "belki bu sefer ben kazanırım" diyerek oturmuştur. Fakat bu karede değişmeyen tek şey "SONUÇ" olmuştur.

Gördüğünüz gibi yenilgi, tavlada Maybe için bir yaşam tarzı olmuştur...

7.24.2009

korku

Bu konuda yazmamak için kendimi ne kadar engellediysem de son günlerde yaşadığım olaylarla birlikte kelimeler parmaklarımdan akmaya başladı. Ailelerinden kalan cahillik mirasını sürdüren insanlar, bu cahillere şekil verenler, yönetilmek için doğanlar, gelişmeden ölecekler, başkalarının hayatına karışanlar, geri kafalılar, yarım akıllılar, tam akıllı gericiler ve diğerlerinden her hücreme kadar bıkmış durumdayım.

Belki de bu yazı blogdaki diğer yazılarımdan bu konuyla ilgili tamamen duyarsız olduğum izlenimi vermemek için kullandığım bir çıkış yoludur, belki de değildir.

Toplum yapısındaki bu bozukluk yavaş yavaş iliklerime kadar işleyerek beni saf dışı bırakmaya çalışıyor. Rahat hareket etmekte güçlük çekmemle beraber, özgürlüğü salt düşünceler tarafından kısıtlanmış bir bireyin acılarını yaşıyorum. Teker teker elimden alınan özgürlüklerim, koruyamadığım haklarım yığın yığın birikmekte.

Bazı günler isyanın sesini duyar gibi oluyorum fakat kulağımı tırmalayan bu cılız çığlıklar sadece dikkatimi o yöne vermemi sağlıyor. Bir şeyler yapmalıyız ama ne? Son günlerde bu soruyu duyuyorum etrafta. Otobüste, metroda, vapurda veya herhangi bir yerde sesler giderek yükseliyor. Biryandan da gelişmemişlik oranındaki sabitliğin azalması bekleniyor. Kız arkadaşıma yiyecek gözüyle bakan insanlar, küpelerime ve giyinişimi eleştirenlerin azalması bekleniyor. Yine de ölümler, aciz yaşamlar, saldırılar beklemiyor bizi, artıyor.

Her gün dışarı çıkarak “Rus ruleti” oynuyoruz İstanbul’da.

Daha da acısı;

Müttefikte belli değil ittifakta.

7.23.2009

.

Bir deniz manzarasıydı paylaştığımız. Hani, senin şu bana "seninle yaşamak istiyorum" dediğin.

7.22.2009

dışavurum

Birkaç ay oldu. Bu birkaç ay içerisinde başımdan geçen hemen hemen mucizevî bir serüvenin içerisindeyim. Daha doğrusu başka bir görüş açısından ve özellikle bu aylar içerisinde sürüklendiğim kasırga düşünülecek olursa bunların olağan üstü olmasına karşın, ben onları öyle görüyorum. Aslına bakarsanız kendimi hâlâ anlamış değilim. Bu satırları bir akıl hastanesinde yazıyor gibiyim. Sahtecilikten kurtulup gerçeği aradığım yolda aşırı mutluluk ve mutsuzluk arasında gidip gelirken, son nefeslik enerjimi saklamaya çalışıyorum. Biliyorum ki bu yaşadıklarımı bundan seksen sene sonra bile net olarak hatırlayacağım. Tıkandığım yerlerde bana bu notlar yardım edecek. Gerçeği bulmuş olabilir miyim bilmiyorum fakat şu an yaşadığım bu mucizevî hayat ve duyguların öyle ya da böyle değerini bilerek yaşıyorum. Sağ elin sol ele ihtiyacı olduğu gibi yaşamak için yardıma ihtiyacı var insanların

Sevgim seninle beraber

Hayat arkadaşıma.

A.

black




...

havada isyan var.