Önsöz

Fotoğrafım
Köprünün üzerinde omzumda uyurken, seni izliyordum, boğazı aldatırken.

12.28.2009

Senden uzakta geçen sondan bir önceki gecem. Hafif bir sarhoşluk var üzerimde. Genel bir melankoli havası yaratmaya yetecek kadar sadece. Ne zaman bir nota seni çağrıştırsa o zaman hatırlıyorum; çocukluğum, gençliğim, sen ve o. Bazen de rüyalarımı güzelleştiriyorsun. Elinden bize gülüyor. Sanki hayattaymış gibi hala. Bu bir oda ve bir tuvaletten oluşan otel benzeri odada yazdığım notlar var binlerce kelimeden oluşan. Aklıma ne geldiyse yazdım her kelimeyi. Sinir, nefret, aşk özlemek vs… Şimdi bunların içinden senin beğeneceklerini çıkarmaya çalışıyorum. İstanbul ve İstanbul’la özdeşleşen her şey aklımda. Seni de özledim Ankara, ama sadece İstanbul’a dönüş yolunu. 

12.23.2009

Pazartesi sensin. Salı Yüzün. Çarşamba güzelliğin. Perşembe Canlılığın. Cuma gülümsemen. Cumartesi ellerin. Pazar bana bakışın. Bu şekilde geçiyor bir hafta. Sen odanda köşede oturmuş bunları okurken, ben diğer cümleyi düşünüyorum. Yıldızları taşımamıza yardım eder misin? Güçsüz bedenim bu yüke alışık değil, tek başıma çok zorlanıyorum. Sakın bana yukarıda umut olmadığını söyleme. Durduğımuz yerde umut biziz. Kalbini aç, eve geliyorum.
Duvarı oluşturan her bir tuğla gibi her şey üst üste geliyor ve sert bir şekilde yıkılıyor. Ben ise senin yanındayım. Düşerken tuğlalar, bin kilometre uzaktan zarar görmemen için seni korumaya çalışıyorum. Ne kadar başarılı olduğumu sen bana söyleyeceksin. Beni duyabiliyorsan ne güzel… Senin acını geçiremem ama rahatla bu sadece bir iğne saplantısı. Önümüzde yeşil, güzel bahçeli evler var. Birisinden bize gülümsüyor. O’nu bulmak için evleri teker teker dolaşıyoruz. İşte orada pencerede bize gülümsüyor. Biz eleleyiz ama heyecandan elini çok sıkıyorum. Yüzüme bakıp beni çözmeye çalışıyorsun. Sana bakıp gülümsüyorum. Tekrar kafamı kaldırdığımda ise gitmiş.

12.15.2009

soğuk.

.,
.

Yaklaşık bir buçuk aydır Rus kalıntılarının olduğu bir şehirdeyim. Soğuk hava, basık ve karanlık binalara işlemiş. İnsanı karamsarlığa sürükleyen caddelerde soğuk insanlar… Ölüm sessizliğine bürünen caddeler kalabalığa alışmamış, ayakta kalmaya çalışıyor. Denizin güzelliği solmuş. Sahili, bütün güzelliğini bir çırpıda yok eden yıkık dökük fabrikaların etrafında, yeşilden uzak, ölmüş toprak parçaları çevrelemiş. Şehir merkezini estetik açıdan güzel fakat bir o kadar karanlık heykeller çevrelemiş. Balkan mimarisini temsil eden saraylar öznele inşa edilmiş. Birazdan hava kararıyor ve bu şehir yaşamaya başlıyor. Daha görkemli gösterecek şekilde aydınlatılmış binalar büyülüyor, sokaklardaki insan sayısı ve damarlardaki votka miktarı yavaş yavaş artıyor. Sanki insanlar gündüz olmasını istemiyorlar belki bu şehrin geceler için yaratıldığını düşünüyorlar. Yinede bu caddelerin keyfini en iyi sarhoşlar ve fahişeler çıkartıyor. Onla mutlu, onlar güzel giyinmiş, onlar yaşam dolu. Gece yarısına doğru neredeyse her köşe başında bir sarhoş veya bir fahişe görmeye alışmış insanlar. Publar tıklım tıklım dolu. Dikkat çekici olan bu gürültülü yerlerde yaşlı erkekleri varlığı. Onlar bu yerlere yabancı değil, evden kaçan kızlarını bulma umutları var. Erkeklerin ise bu kadınları yakalama umutları… İzlediklerim, gördüklerim bana yeni şeyler katıyor. Yaşıyorum.

12.09.2009

Tarih: Önemli değil


Yer: Uzak bir ülke


Sana bunları sadece önümdeki sayfayı aydınlatabilen bir mum ışığında yazıyorum. Kalemimin gölgesinde duygularım boşalıyor. Yazmazsam tükenecek gibiyim. Senden uzakta geçen yaklaşık bir ayın sonrasında fark ediyorum ki, köklerinden bağlıyım sana. Ve uzanmış bu duygunun keyfini çıkartıyorum. Özlemek. Biryandan da farklı bir durum var. Mesela seni düşündüğümde “yakınında olsam da içten öperdim” demiyorum. Anlıyorum ki biz her anın tadını çıkarmışız. Hiç uzaklaşmayacak gibi ya da asırlarca uzak kalmış gibi. Sanma ki yakın bir zamanda seni gördüğümde, vücudunun en ufak bir parçasını bile içime çekeceğim. Tapınağına geri dönmüş bir dindar gibi. İdam sehpasından yaşayarak indirilmiş bir suçlu gibi.

Az kaldı sana.

12.04.2009



Artık kendimi bulamayacağımı düşünüyordum. Kaybolmuştum. Elimde, parmaklarımın ucunda kelimeler birer birer yok oluyordu. Sen bana kendinin ne olduğunu söylerken ben gerçeğe ulaşıyorum. Çoktan farkında olmam gereken gerçeğe. Fakat kendimi kontrol etmem o kadar kolay değil. Ayrıca kaç şişe, kaç paket bitmiş umurumda da değil! Yardıma ihtiyacım olduğunu istediğim anda yanımda ol yeter. Çünkü seninle ayakta duruyorum.


O anda bana söylediğin kelimelerin duyduğum her an için başka bir sevgiyle dokunacağım sana.




Beni sev, sonsuza kadar nefret et benden.
Beni sev sonsuza kadar, nefret et benden.

11.30.2009

benden kactigin her yerde karsinda olacagim.
fakat bir parcam eksilmis bir sekilde.

11.24.2009

son durum











son denemeler, üzerimde tonlarca yük. herbiri ardı ardına devriliyor. tek bir çıkış yolu var önümde. sen. yardıma ihtiyacı olan aciz biri gibiyim. bu yüzden sen her elini uzattığında saldırıyorum. ve her elini çektiğinde düşüyorum. planlar, düşünceler, hayaller. en güzeli omzunda seyretmek dünyayı. sen gözlerimi kapayana dek.

az kaldı yanındayım
daha çok var, karanlıktayım.

11.13.2009

Kağıttan uçaklar yaptım sana, içinde notlar. Kelimeler önemli değil, mum gibi erimeyen ifadeler var romantik film tadında. Bana ait olan, benden sana giden. Bir de sana ait olan, yaşadığın ya da elinin değdiği her objeye tapıyorum.



Keşke biraz daha yaşama şansım olsaydı, kokunun sindiği evde. En sevmediğin oda dahil…


Umarım ki bir yer edinmişimdir sende. Kalbinin en karanlık yeri dahil…

11.11.2009

00:59

.
.
gece on iki den önce bütün içkiler rakıdır.

on iki den sonra ise

şarap.

sen

.
 .
elimde büyüdün.

kayıtsız.

 .
 .
hücremde mutluyum. sessiz sakin... biraz kitap, biraz içki, biraz da müzik. dinginlik hali hüküm sürüyor. kendi özümle benliğimi düşünmek için bütün şartlar uygun gibi. hergün farklı bir yönümü araştırıyorum. değişik bulgularla kendi karşıma çıkıyor, bu bulguları inceliyorum. okuduğum kitaplardan öykünüyorum bazen. binsekikyüzlü yıllarda ya da farklı bir ülkede yaşadığım oluyor. fakat dönüp dolaşıp yine hücreme geri dönüyorum. burada herşey sade ve salt. ayrıca hiçbir derdim de yok. sadece bir yatak ve ben. diğer bütün yaşam ihtiyaçları hazır. saatler bitiyor, sigaralar geçiyor ve bu kendimle başbaşa kalma durumu sona eriyor. orada sen çıkıyorsun karşıma. farkediyorum ki, -heryerdesin-

kendi içine hapsetmişsin beni. odamdan dışarı çıkamıyorum. çıkmakta istemiyorum.

11.10.2009

nefesimi tutuyorum, seni hatırlamak için. uzun tutuyorum bazen, daha çok aklımda kalman için. oysa bilmez misin ki sevgili. ben diğer nefeste tekrar seni düşünüceğim.

11.08.2009


Orada mısın?


Hadi ama düşüyorum! Beni yukarı çekebilirsin narin parmaklarınla. Mutluluk dağıtabilirsin. Beni –iyi- edebilirsin. Akıl sağlımı koruyabilirsin. Kendimi kontrol etmemi sağlayabilir ya da beni durdurabilirsin. Kısacası avucunun içindeyim.

Dalgaların arasından bir gemi yaklaşıyor. Uzaklardan geliyorsun. Seni zor seçebiliyorum. “Dudakların oynuyor fakat ne dediğini duyamıyorum.” Zor bir yol var rotada. Bir dalgakıran sana kalkan olmuş rahatça ilerlemeni sağlıyor. –Ben-.



Çocukken (çok da değil on yedi-on sekiz yaşlarıma kadar) tek başıma bir odada uyuyamazdım. Aslına bakarsan o yaşıma kadar bir evde hiç “tek başıma” kaldığımda olmamıştı. Benim en büyük korkumdu yalnız uyumak. Bazı geceler evin her odası dolu olduğu halde, sadece o anı düşünür ve uyuyamazdım.

Şimdi ise bilmediğim bir ülkede, küçük bir odada gecenin yarısında tek başınayım. Ne en ufak bir korkum var ne bir tedirginliğim. Bu beni boğmayan yalnızlıkta düşündüğüm tek ayrıntı, ben mi büyüdüm yoksa korkularım mı yok oldu? Çok da rahat uyuyorum. Çoğu geceler yastığa başımı koyar koymaz derin bir uykuya geçiş yaptığım oluyor. Ve biliyor musun gülümsüyorum çocukluğum aklıma gelince. Ne korkak bir erkekmişim. Peh! Şuan bırak yalnız kalmayı evimden bile binlerce kilometre uzaktayım. Kaçamam olasılığım bile yok. Bu ihtimallerin hiçbiri beni tedirgin etmiyor. Cesaretlendim mi ne?!

Bakma yukarda söylediğim birkaç yalana. Birkaç kadeh içmeden ya da dizüstü bilgisayarımın müzik denen gürültüsünü açmadan uyuyamıyorum. Yatağa uzandığım anda bir korkudur alıp gidiyor beni. Uyuyamıyorum. Saçmalıklar düşünüyorum. Kötü olaylar. Yakınlarım ölüyor. Sen gidiyorsun. Birileri geliyor, boğuluyorum yüzme bildiğim denizlerde. Ve birden gözlerimi açıyorum! Karşımda soğuk bana kös kös bakan bir duvar. Başka da kimse yok. Olmasında… Emin ol alışırım bir gün. Ha bu akşam biraz çok kaçırmışım “bade”yi. O yüzden rahatım. Şu son satırları da yazdıktan sonra öyle bir uykuya dalacağım ki, beni sen bile uyandıramazsın.



Birde sen varsın. Benim üstümde de bir sarhoşluk bir –aşk-. O gözlerimi açtığımda karşıma çıkan duvarda boş değil. Fotoğrafın var. Ne yani onu da koymasa mıydım? Ne sandınız siz beni? Ruhsuz bir adam mı? Yoksa korkak mı?



Keşke burada olsan şimdi… Hayır, uyuyamadığımdan değil! Senin en sevdiğin şarkı çalıyor. Elini göğsümde dolaştırıp ne güzel kulağıma fısıldardın şimdi. Akkavakkızı! Sen ban bir yüzünü dönsen ben bin üzülürüm. Şimdi hatırlıyorum da daha önce bir yazımda sana şöyle yazmıştım; “Uzaklaşıyorum, yolun şeritleri akıp geçiyor önümden ve ben her şeritte seni daha çok seviyorum.” Hatırladığım kadarıyla böyle bir şeydi. Seninle uyuyorum uyanıyorum. Hapsetme beni. Seni kusursuzca seven, ben.



İyi geceler.


11.04.2009

Bana devamlı yaz olur mu?

Kelimelerinle ayakta duruyorum,
cümlene muhtacım.


Sen yüzüne sürgün olduğum kadın


Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orası


Birde

Kim istemez mutlu olmayı
Mutsuzluğa da var mısın?
for the fake plastic loves.



11.03.2009

..

.
 .
bir gün daha bitti önümde
günler gelir geçer ve antibiyotikler
kimim ben, bugün ne günlerden?
kırk derece yüksek ateş
ve kıskançlık
bu zayıflık anında

uzak senden

sana muhtaç
.
Nereye, hangi şehre, hangi ülkeye gitsem yanımdasın aslında.

10.28.2009

.
Arkadaşım ol

Sahip ol bana, sarıp sarmala

Yayıl içimde

Muhtaç ve sıradanım

Isıt beni

Ve

İçine çek


 
 
 
(seversin sen bunu. hmm?)
.
.
Bir yılın gerisinde,

düşünüyorumda, beni seninle hatırlarlar şimdi. Sen akıllarına gelince ben, ben akıllarına gelince sen.
.
.
Kapana kısılıp kalsam da, biliyorum anahtarı sende
bizde
yüzüne doymak istiyorum, içimde saklamak, yanımda götürmek...,

bir heyecan sarıyor beni, bir endişe, bir üzüntü
dört yanım sen
kanıma karışmış kanın
bir tek
korkum yaralanman hayatta

iyi geceler.
seni yaşıyor olacağım.

10.19.2009

*

.
 
Kendimi -budala- gibi hissediorum. 


Dostoyevski'nin en büyük aşk romanı. Kendi romanlarının en etkileyici kadın kahramanı Nastasya Filippovna ve peygamberimsi kahramanı Prens Mışkin kendi yorumu ile -fantastik- hayatları. 


Kendiside bir Dostoyevski hayranı olan Mazlum Beyhan gerçekten inanılmaz bir çeviriye imza atmış. İletişim yayınlarından olan bu baskısını şiddetle tavsiye ediyorum. Birde Liza Knapp'in yazdığı önsöz gerçekten kapsamlı bir araştırma ve Dostoyevski'nin bu kitabı yazarken hangi ruh halinde olduğunu anlatan bir açıklama.

.

üçyüzaltmışbeşgünönce

.
 .
bugün tanış(mış)tık biz.

10.16.2009

*

.
.
Senin gözünde, yüzünde geziyor İstanbul’lar. Hepsi güzel, hepsi yakıcı, hepsi hain, hepsi yıkıcı… Gez gez bitmiyorsun. Bir de seni sevmek bitmiyor. Bitmesinden önce azalmıyor. Sevişmeler var birde, kıskandıran, hayatı donduran. Unutmadan ekleyeyim; kör karanlığı aydınlığa çeviren bakışların var birde. Nasılda sessiz, içten, etkileyici, aşk kokan… En etkileyici parfümüm sensin. Kokuyorsun yanımda, havada dağılıyorum.







Hava kötü bugün puslu, bulutlu


Hava çok güzel bugün, güzel giyinmiş, makyajsız, mutlu,

hmm

.

.
hüzünlü olduğu her halinden anlaşılan
güzel bir kadın duruyordu yanımda bugün



Güzel anılar gibi hüzünlü



Hüzünlü şarkılar gibi güzel

10.12.2009

nedensen




Bir neden başlıyor, bir neden bitiyor. Sokaklarında dolaşıyorum, karışık, zor sokaklarında. İşte bir neden daha karşımda duruyor. İçindeki salt saflığı ve çocuk ruhunu görüyorum. İçime çekiyorum ve çıkıyorum oradan. O sokakların biraz daha yukarısında kendine has güzelliğin karşıma çıkıyor, oturup seyrediyorum, saatlerce. Sigaralarca seyrediyorum seni. Yüzünün her hattını ezberlercesine, seni bıktırırcasına seyrediyorum. İşte bir neden daha… Oradan da çıkıyorum, her gün başka bir yönde artan değerliliğin var. Topluyorum teker teker. Daha dar sokaklara girmek istemiyorum. Hayır! Belki de korkuyorum, kilitli kapılardan. Dolanıyorum biraz daha sende. Sarhoş, başıboş. Ayıltıyorsun beni. Hoşuma gidiyor, biraz daha bağlıyor –beni- sana. Başka bir neden var mı?




Kısa bir tane daha var.


Sen.

10.04.2009

.

.
 .
Rakı-balık ısmarla bana. O köhne balıkçıda.
sen konuş ben dinleyeyim.
seni izleyeyim biraz.
sarhoş olayım
çok fazla değil
omzunda rahatça uyuyabilecek kadar
daha sonra teşekkür edeyim hayata
yanımda olduğun için.

?

 .
 .
Sevgiliyle uyanılmış, güzel bir pazar sabahı gibisi var mıdır? O güzel güneşin altında berbaer kahvaltı edilmiş, soluksuz sohbetin birbirini izlediği keyifli bir pazar sabahı gibisi? O karışık, yoğun, yorucu günlerde biraz olsun uzaklaşmak... Ruhuma iyi geliyor, bir anlamda "gençleştiriyor. Yaşadığımızı farkettiriyor.

10.02.2009

sen

içimde tütüyorsun.
içim de yanıyor.

.

dik yokuşları atlattık.

birliklte.

şimdi
az eğimli yollar ve
dönülmesi kolay birkaç viraj var

9.22.2009

---

Senin eşsizliğin, bulunmazlığın üstüne ne söylesem eksik kalır. Sadelikten korkmayan bir kadınsın bir kere. O köprünün altında vb. satılan balık-ekmekten alıp yemek istemen beni en çok gönendiren şeylerden biri. Sana ondan almak istemeyişimin tek nedeni midenin sağlığını düşündüğümdendir. Bunu kaç kez söyledim de sana. Adapazarı’ndaki kızla –neydi adı onun?- çektirdiğin fotoğrafta senin bütün hayat tavrın gizli. En gösterişsiz koşullarda da sen, o koşullardan hiç utanmadan, hiç yüksünmeden, bir ayağını gözü pek bir rahatlıkla ileri atabilirsin. Beni nasıl savunursun sonra. Birisi bana çok şişmanladığımı söylemişti de, hemen saldırıya geçmiş, şişman olmadığımı ileri sürmüştün. Oysa pekâlâ fazla okkalanmıştım o günler. Sen busun işte. Sevdiğini her durumda savunursun, onun kusurlarını görmezsin. Ne sevgilisin sen.

Ama Aragon’un şu dizesi de bir gerçek:

“Göğsüne bastırırken kırar sevdiği şeyi.”


(C.S.)

ha ha ha

bu adreste tavla ile ilgili bazı skorlar görebilirsiniz. Gördüğünüz bu sayılar sizi yanıltmasın. Maybe'nin gelip geçici bu galibiyetleri gölgeleyen birşeyler var. en son 5-3 yenmem gibi. Ama en önemlisi Maybe'yi tam 3 kere(üç) 6-0 yenmem gibi.

Birkaç yılını tavlaya adamış bir insan nasıl olurda üç kere 6-0 yenilir?
cevap: benim gibi bir ustayla oynarsa.

(:

son ki üç

hayata dair konuştuk seninle. gözlerine baktığımda ıslaktı hâlâ. ruhun ıslak, ellerin kurumuş, kalbin nemli, dudakların... Islak. Sorunlarım, hayallerim, sinirlenmelerim seninle. Gözlerini çevirdiğinde diğer tarafa, tarafsız sevgim seninle. Elini göğsüne koyduğumda kalp atışlarını duyabiliyorum. Beni çağırıyor dakikada elli kere bazen yüz kere atan kalbin. Herseferinde daha yüksek yerinden çıkmak istermiş gibi. Elimi koymasam bile duyuyorum, dinliyorum uzaktan, sessiz. Ritmi hoşuma gidiyor bazen. Müzikte kullanıyorum o ritmi. Ben çalıyorum sen söylüyorsun.

İşte böyle bizim hayatımız. Ortak paylaşımlar içinde. Eşsiz bir düet.

9.19.2009

-

yaşam seninle renkli
renk körüyüm sensiz

-

önümde karanlık bir yol, benimle yürür müsün?
zemini meçhul bi yol, yanımda yürür müsün?

9.08.2009

Sanıyorum

Son iki aydır her gün benim için bir önceki günü tekrarı gibi. Her sabah saat altı gibi evden çıkıyorum. Kış aylarında hava burada çok soğuk, sabahları puslu ve sisli… Bu boğucu hava içimi bunaltıyor, nefes almamı engelliyor ve bütün yaşam enerjimi çekiyor. İki tarafı ağaçlarla çevrili geniş caddeye adımımı attığımda karşımda duran yaşlı ağaçta aynı benim gibi soluk, mutsuz. Her gün aynı yolu yürüyorum, yaklaşık bir buçuk saat. Aynı caddeden başlıyorum, aynı sokaklar aynı ümitsiz yüzler ve yaşlanmışlıklar. Fakat yol ayrımına geldiğimde karasızlık başlıyor; sağdan mı gitmeliyim yoksa soldan mı? Daha dün aynı yol ayrımına geldiğimden eminim, fakat hangi yolu seçmiştim? İçimde bir tutarsızlık başlıyor yine. Deliriyorum mu ne!? Daha sonra zorla hatırladığım birkaç ayrıntı geliyor aklıma; kaldırım taşları, derin çukurlar bir ekmek fırını ve bir önsezi. Evet, sanırım sağdan gitmeliyim. Sanırım… Aklımda yüzlerce düşünce tepinirken, kendimi bilmeden yürümeye devam ediyorum. Ve bir şapka dükkânın önünde aniden duruyorum, istemsiz. Duygularım ve içimdeki bir dürtü burada durmamı söylüyor. Kafamı kaldırdığımda, dört katlı solgun, can çekişen binayı görüyorum. İkinci katta yaşlı, sevimli İsviçreli bir kadın bana gülerek el sallıyor ve el işaretleriyle “gidebilirsin” diyor. Yukarıdan bana el sallayan bu yaşlı kadına salt saflığım ve içtenliğimle gülümserken bir yandan da bu yabancı kadını tanımaya çalışıyorum. İçimden bir ses bu kadını tanıdığımı ve daha önce konuştuğumu söylüyor fakat –görüntü- yok. Tekrar aynı sokakları ve caddeleri kullanarak geri dönmeye çalışıyorum. Son iki aydır olduğu gibi aynı kararsızlıklar aynı baş dönmeleri. Hafızam beni alt etmeye çalışıyor. Sonra Karıcığımı hatırlıyorum. Birtanecik karıcığımı. Evde karnındaki çocuğumla beni bekliyorlar bir de getireceğim ekmekleri. Cebimdeki birkaç kapik* büyümüyor büyümüyor… Ah birde şu borçlarım olmasa. Allah kahretsin benim gibi budalayı. Onun düşüncesine, gülüşüne, en önemlisi beni sevmesine layık değilim. En çok da bu beni kahrediyor. Aslına bakarsanız onun gibi mükemmel bir kadının benim gibi bir –budala- ile nasıl yaşadığını bile anlayamıyorum. Olsun yinede elimden geleni yapmaya çalışacağım. Of! Bu hava beni öldürecek. Hah. Bu bina evime benziyor sanki. Peki ya şu yaşlı ağaç değişmiş mi? Yoksa kesip yerine başkasını m dikmişler? Sanırım doğru yerdeyim. Sanırım. Tabii aklım ve hafızam beni yanıltmıyorsa…


*Kapik: Rus en küçük para birimi.

Not: Dostoyevski 1868’de ikinci karısından olacak ikinci çocuğunu beklerken, doğuma iki ay kala yürüdüğü yolları unutmamak ve doğum anında ebeye en kısa yoldan gitmek için her gün ebenin oturduğu sokağa gider ve gelir. Bilindiği gibi Dostoyevski sara hastasıdır ve geçirdiği nöbetlerin etkisi olarak gittiği şehirlerde yön bulması ve yolları ezberlemesi zaman almaktadır. Yukarıdaki yazı, okuduğum bu anının benim açımdan hikâyeleştirilmiş halidir.

8.24.2009

özet

Fotoğraftaki ellerime bak. Nasılda kenetlenmiş, zincirin her parçası gibi. Nasılda uyumlu ve bağlılar birbirlerine. Her biri diğerinin eksiklerini ve boşluklarını dolduruyor. Bazen yardım ediyorlar birbirlerine, ayrılmıyorlar, güçlüler. Belki o eller kısa bir an bizden. Belki de özeti geçmişin.

Ne kadınsın sen! Kıskançlığı yaratan güzelliğin, her gün artan değerliliğin, ha birde deli eden inadın…

Bugün ilk defa buluştuk biz, senin için ilk defa deliler gibi koştum, ilk defa senin canın acıdığında ben de yara aldım. İlk defa öptüm seni, tutkuyla heyecanla, gözlerimi hiç açmayacakçasına kapatarak. İlk defa kokladım seni, içime çektim. Nefesimi verdim ilk defa. Gözlerinde kendimi aradım ve ilk arayışımda buldum. İlk defa sen giderken arkandan bakakaldım, özlemle. Ruhum insan ömründe az rastlanır bir mutluluğa erişti bugün. İlk defa aşık oldum. Sanki on aydır beraber değilmişiz gibi.

Not olarak: seni, gittiğimiz her yerde gizlice izlemeye devam ediyorum. Sanki beraber değilmişiz gibi, birbirimizi yeni tanıyormuşuz gibi. Yüzünü dudaklarını… Bakışlarını izliyorum sen bana bakmıyorken. Yakalanıyorum arasıra. Bu gariplik hoşuma gidiyor. Bir yandan da benliğimi şanslı hissettiriyor; seni sevdiğim için.

8.18.2009

yeniden

18 Ağustos 09 Saat 01:17. Hayatın yoğunluğu nedeniyle bu aralar fazla yazamıyorum. Uyumaya çalışırken bir anda aklıma gelen bir hikayeyi paylaşmak istedim. Beğenmeniz dileğiyle...
.
.
.
O gece uykumdan şakağımdaki demir parçasının beynimde uyandırdığı soğuklukla uyandım. Gözlerimi açtığımda silahı kafama dayamış, kararsızlık içinde titreyen kırmızı ojeli narin parmaklarını tetiğin etrafında gezdiriyor bir yanda da uyanıp uyanmadığımı kontrol ediyordu. Onun büyük ve bir seri katil edasıyla rahatlık saçan gözleriyle karşılaşınca bir anda kaskatı kesildim. İçimden ona karşı gelmek, elinden silahı kapmak geliyordu ama sanki zincirlerle ellerimden ve ayaklarımdan yatağa bağlanmış gibi hareket edemiyordum. Bir yandan da düşünmeye çalışıyordum… Sadece sınırları olmayan sevgimi ona verdikten ve yaşamak için tek ilacım onun sevgisi olduktan sonra beni vuracak mıydı? Peki, şimdi ne yapmalıyım? Hayır, hayır bu durumu hemen kabullenemem! Birazdan bütün güzelliğiyle beni vuracak ama neden? İçimde bulunduğum dondurucu şokun içerisinde geriye gidemiyor, hafızamda neden arayamıyordum. Yaşadığım ölüm korkusu giderek kan hücrelerimle birlikte damarlarıma yayılıyor, biryandan da yaşadığım adrenalinle içten içe bir zevk veriyordu. İtiraf etmeliyim ki o gece ölüp bir sonraki gün uyanamamaktan çok sabah onu görememekten korktum. Ona duyduğum sevgi bir sarmaşık gibi etrafımda beni yavaş yavaş boğarken, ölümü göze almak bu durumun en iyi sebebi olmalıydı. Yine de eğer bağımlı olduğum kadın beni öldürecekse, o narin parmakların bana bunu yapmasında hiçbir sakınca yoktu. Tekrar neden kafama silah dayamış beklediğine gelirsek; sanırım o bir seri katil-şizofrendi. Ya da ben o an onun öyle olmasını istemiştim. Bir diğer nedeni canımı acıtmak diğeri, sevgimi sınamak bir diğeri ise bağları koparmak olabilirdi. Daha sonra bunun nedenini hiç öğrenemeyecektim. Asıl ilginç olan ise bu düşünceler aklımın içinden birkaç saniyede geçmişti. Bu kadar kısa sürede bu kadar çok şeyi düşündüğüme hâlâ inanamıyorum. Biryandan da rüyada mı yoksa uyanık mı olduğumu anlayamıyor yaşadığım bu kâbusun bir an önce sonuçlanmasını istiyordum. Bana her zaman ölüm gibi gelen onu bir daha görememe düşüncesiyle ona tekrar baktım. Yüzünün her hattını, tek gözünü kapatan kısa saçlarını, pürüzsüz beyaz cildini, rimelden karanlığa bürünmüş gözaltlarını tek tek inceledim. Anlam veremiyordum. Anlamsızlık içinde boğuluyordum. Kendimi tekrar hissetmeye başladığımda içimde bağıran ses ruhumu sağır ediyordu. O ses artık sona geldiğimi söylüyor ve çıldırtacak şekilde yükseliyordu. Tekrar yüzüne odaklandığımda ise kırmızı dolgun dudaklarında alaycı bir gülümseme gördüm ve ikimizde aynı anda gözlerimizi kapattık. Ve… Patlama sesi. Son hatırladığım saniyenin onda biri gibi çok kısa bir sürede kulaklarımın çınladığıydı. Birkaç saat sonra titremekten kendime geldiğimde kendimi yokladım ve fark ettim ki, tetiği çekerken o rahatlığına rağmen heyecanlanmış(belki de üzülmüş) ve namluyu kaydırmıştı. Silahtan çıkan mermi ise kafamın içine değil, hayatıma isabet etmişti. Yine de ona hiçbir şey söylemedim. Onda uzaklaşmak mı? Her geçen gün onu daha çok sevdim.

7.31.2009

yaz notları - 2

Deviantart'ta başkasına fotoğraflarını çektirip kendi albümüne koyan, bu şekilde kendi sözde güzelliklerini göz önüne sermeye çalışan kızlar pes edecek mi?

Sigara gerçekten 10 TL olacak mı? Olacaksa bu zammı yapanı kim öldürecek? Sigara yasağından dolayı herkes söylenildiği gibi ev partisi düzenleyecek mi?

birde

hafta içleri maybe'yi asmalımescit karamuk'ta beklemek güzel. ayaklı kütüphane gibi her gün en az 3-4 kişi kitap okuyor.

yaşamaktan yazmaya vakit kalmıyor bu aralar. birikmiş durumdalar fakat sıraya girmiyorlar. huysuzluk ediyorlar. yaz etkisi.

bu aralar "how I met your mother" a bağımlıyım.
robi
robin mi?
birisi robin mi dedi?
ne saçmalık..

27 temmuz 2008

O günün anısına.

metallica - nothing else matters live at İstanbul


ne olur


hapset beni
en ufak parçam bile kalmasın.

7.29.2009

(:

Geçenlerde yine bir sabah Maybe ile Haydarpaşa'dan başlayan bir vapur sefasından sonra Karaköy'e geldik. Deniz havası ve vapurdaki kahvaltı ayıltıyor bizi, kendimize geliyoruz. Karaköy iskelesinden taksilere doğru ilerledik, taksilerin önünde birkaç dakika konuştuktan sonra sarıldık ve ofise gitmek için taksiye atladım. Daha sonra;

"Günaydın delikanlı"
"Günaydın"
Kırk kırkbeş yaşlarında yüzündeki hüznü rahatça okuyabileceğiniz taksici devam etti,
"Sevmek ne güzel değil mi?"
"Haklısın abi çok güzel"
Birazcık da olsa gülümseyen adam
"O zaman bu şarkı da benden size gelsin"
"Gelsin abi, teşekürler"

Taksici ben binmeden birkaç dakika bizi izlemiş. Ben binince Kayahan'ın bir şarkısını çalmaya başladı. Bir yandan da kendi hikayesini anlattı. Sevgili onu 2-3 hafta önce terk ettiği için bunalımdaymış. Sevgi hakkında da birkaç birşey söyleyen taksicinin bu duygu selinden ve aşkı övmesinden sonra söylediği ise beni şaşırttı;

"Yinede bu kadın milletine güven olmaz dostum!"

,

O kadar güzel yayılıyorsun ki havaya, seni kokluyorum. Tek duyum çalışıyor o an.
Gözlerimi açtığımı hatırlıyorum daha sonra. Etkiliyorsun beni, çarpıyorsun, bayıltıyorsun, güldürüyorsun bazen, düşündürüyorsun, kendine aşık ediyorsun, ha bir de seviyorum seni.

Kendimi unutacak kadar.

...

ne kadar da sıcaksın
sana dokununca yanıyorum
soğumuyor tenim
biliyor musun
gözlerinde gelecek görüyorum
hani şey gibi
ilk günkü gibi.

7.25.2009

bazı gerçekler

Bazı görüntüle vardır, bazı anlar, kareler. Bazen mutluluğu neşeyi temsil ederler, bazende yenilgiyi hüznü... Yukarıdaki fotoğraftaki kızın yüzünde açıkça okuyabileceğiniz duygular hüzün, kaybetmiş bir insanın çektiği acılar ve yıkıntı gibi açıklanması zor hislerdir. Maybe yine bir tavla mücadelesine "belki bu sefer ben kazanırım" diyerek oturmuştur. Fakat bu karede değişmeyen tek şey "SONUÇ" olmuştur.

Gördüğünüz gibi yenilgi, tavlada Maybe için bir yaşam tarzı olmuştur...

7.24.2009

korku

Bu konuda yazmamak için kendimi ne kadar engellediysem de son günlerde yaşadığım olaylarla birlikte kelimeler parmaklarımdan akmaya başladı. Ailelerinden kalan cahillik mirasını sürdüren insanlar, bu cahillere şekil verenler, yönetilmek için doğanlar, gelişmeden ölecekler, başkalarının hayatına karışanlar, geri kafalılar, yarım akıllılar, tam akıllı gericiler ve diğerlerinden her hücreme kadar bıkmış durumdayım.

Belki de bu yazı blogdaki diğer yazılarımdan bu konuyla ilgili tamamen duyarsız olduğum izlenimi vermemek için kullandığım bir çıkış yoludur, belki de değildir.

Toplum yapısındaki bu bozukluk yavaş yavaş iliklerime kadar işleyerek beni saf dışı bırakmaya çalışıyor. Rahat hareket etmekte güçlük çekmemle beraber, özgürlüğü salt düşünceler tarafından kısıtlanmış bir bireyin acılarını yaşıyorum. Teker teker elimden alınan özgürlüklerim, koruyamadığım haklarım yığın yığın birikmekte.

Bazı günler isyanın sesini duyar gibi oluyorum fakat kulağımı tırmalayan bu cılız çığlıklar sadece dikkatimi o yöne vermemi sağlıyor. Bir şeyler yapmalıyız ama ne? Son günlerde bu soruyu duyuyorum etrafta. Otobüste, metroda, vapurda veya herhangi bir yerde sesler giderek yükseliyor. Biryandan da gelişmemişlik oranındaki sabitliğin azalması bekleniyor. Kız arkadaşıma yiyecek gözüyle bakan insanlar, küpelerime ve giyinişimi eleştirenlerin azalması bekleniyor. Yine de ölümler, aciz yaşamlar, saldırılar beklemiyor bizi, artıyor.

Her gün dışarı çıkarak “Rus ruleti” oynuyoruz İstanbul’da.

Daha da acısı;

Müttefikte belli değil ittifakta.

7.23.2009

.

Bir deniz manzarasıydı paylaştığımız. Hani, senin şu bana "seninle yaşamak istiyorum" dediğin.

7.22.2009

dışavurum

Birkaç ay oldu. Bu birkaç ay içerisinde başımdan geçen hemen hemen mucizevî bir serüvenin içerisindeyim. Daha doğrusu başka bir görüş açısından ve özellikle bu aylar içerisinde sürüklendiğim kasırga düşünülecek olursa bunların olağan üstü olmasına karşın, ben onları öyle görüyorum. Aslına bakarsanız kendimi hâlâ anlamış değilim. Bu satırları bir akıl hastanesinde yazıyor gibiyim. Sahtecilikten kurtulup gerçeği aradığım yolda aşırı mutluluk ve mutsuzluk arasında gidip gelirken, son nefeslik enerjimi saklamaya çalışıyorum. Biliyorum ki bu yaşadıklarımı bundan seksen sene sonra bile net olarak hatırlayacağım. Tıkandığım yerlerde bana bu notlar yardım edecek. Gerçeği bulmuş olabilir miyim bilmiyorum fakat şu an yaşadığım bu mucizevî hayat ve duyguların öyle ya da böyle değerini bilerek yaşıyorum. Sağ elin sol ele ihtiyacı olduğu gibi yaşamak için yardıma ihtiyacı var insanların

Sevgim seninle beraber

Hayat arkadaşıma.

A.

black




...

havada isyan var.

7.18.2009

Tüm zmanların en iyi 100 kitabı!

Haberi bu hafta uykusuzda gördüm. Newsweek "Tüm zamanların en iyi 100 kitabı" listesini yayımlamış. Bu da link. Liste 10 farklı en iyi kitap listesinin tercihlerine dayanarak oluşturulmuş. Listede "İncil" in bulunması ayrı bir gariplik... Fakat asıl ilginç olan ise bu listeye Dostoyevski, Kafka, Albert Camus, Çehov gibi yazarların girememiş olması. Özellikle bir Dostoyevski hayranı olarak, birçok eleştirmen tarafından tüm zamanların en iyi romancısı olarak gösterilen ve büyük felsefeci Nietzsche’nin “kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek psikologdur” dediği bir yazarın listeye girememiş olması gerçekten çok ilginç.

Cevap olarak Fırat Budacı’nın dediği gibi: Dostoyevski’nin de çok sikindeydi!..

7.17.2009

hey

dakikalarını sayıyorum
saniyelerinde seninim.

7.16.2009

tutunmak

elinden gelenin en iyisini yapmana rağmen başarılı olamadığında

istediğini elde ederken ihtiyacın olanı unuttuğunda

uyumak için uğraşırken sabaha kadar gözlerini ağarttığında

yerine koyamayacağın bir parçan eksildiğinde

üzerine gelen problemleri çözerken cevap anahtarı aradığında

boğazı izlerken duygulanıp yanındaki boşluğa baktığında

yorgunluktan düşüp bayılacak gibi olup dinlenmek istediğinde

herhangi bir mutluluğunda sarılıp ağlamak için sevinçten

ya da aynaya baktığında övünmek için güzelliğinden


emin olabilirsin

yanında olacağım.

7.12.2009

MJ - Billie Jean

MJ'in anısına ben çaldım Maybe söyledi.

7.10.2009

yaz notları

*Yazmayı çok özledim. Sınavlar bitti sonunda. Bu yüzden yeterince dolan kafamı boşaltıp, dinleneceğim. Kısa hikayeler yazma zamanı geldi.

*Birkaç gün içinde başlayacağım kitabın adı: Dostoyevski - Kumarbaz

*Bütün bir sene çalıştıktan sonra nefes gibi tatile ihtiyaç duyuyorum. İzmir sonra Bodrum ihtiyacımı karşılayacaktır.

*Annem yurtdışından gelirken iki şişe Jack getirmiş. Aslında erkekleri mutlu etmek hiç de zor değil.

7.09.2009

?

Bir masal anlattım sana, gözlerin kapalıydı yanında uyumanı bekledim. Çok geçmeden uyuyordun. Elin, avucumun içinde kayboldu sen rüyaya dalarken. Yanında durdum biraz daha, tenini, yüzünü, göz kapaklarını, kaşlarını, yıpranmış saçlarını, masumluğunu inceledim. Her an her saniye çok özeldi benim için. Seni uyandırmaktansa nefes alıp verişlerimi yavaşlattım. Daha sonra uyuduğunu kontrol etmek için bir şeyler söyledim sana. Sevgi sözcükleri döküldü dilimden, fakat konuşamadım, anlam kuramadım. Cevap vermedin. Uyuduğundan emin olduktan sonra biraz daha seyrettim seni, gizlice. Elimi elinden çektim. Elin aynı şekilde durmaya devam etti, elimi bekler gibi. Önce dudağının kenarından bir de dayanamayıp burnundan öptüm seni. Uyandırırım diye korktum tekrar. Yavaşça kalktım yataktan, seni rahatsız etmemek için bütün sezilerimi kullanarak. Işığı söndürmeden son kez sana baktım ve karanlık.

Peki, sen uyuyor muydun?

yaz

Bilmediğimiz yerlere gidelim. Kahve içelim.
İçini okuyayım biraz, derinliğini.
Dingin bir gün geçirelim.
Dönüş yolunda sana sarılıp uyuyayım, sen de kapat gözlerini.
Evde azıcık rakı içelim, beyaz peynir ve domatesle.
Seni izleyeyim biraz, ne kadar yakıştığını hayata.

7.06.2009

B.

farkettim ki,

kanıma karışmış kanın.

7.03.2009

o an için yaşamak

08.30
Uyanıyorum. 09.00’daki sınava yetişmek için acele bir şekilde hazırlanmaya başlıyorum. Üzerime ne bulduysam geçirdikten sonra arkadaşımı uyandırıyorum. Beni arabayla okula bırakacak. Yola çıkıyoruz, aklımda sınavda var fakat yine büyük bir kısmını O işgal ediyor. O’nu aramamak için kendimi zor tutuyorum.

09.00
Son anda sınava yetişiyorum. Bir-iki dakika önce aradı beni. Cevap vermedim ve telefonu kapattım. Sabah mahmurluğu ve heyecanla birlikte aynı kapta karışmış üzüntüyle sınava giriyorum.

10.00
Sınavdan çıktım. Başarının getirdiği mutluluk yüzümü güldürüyor. Telefonum hâlâ kapalı. 11.00’deki sınava çalışmak için arkadaşların yanına iniyorum. Hızlı bir şekilde hareket ederken merdivenler dikkat etmiyorum. Delice O’nu düşünürken…

12.00
İkinci başarı beni küçük bir çocuğun aldığı en sevilen hediye kadar mutlu ediyor. Arkadaşlarımı arayıp mezuniyetin yakın olduğunu haber veriyorum. Birazdan O’nu arayacağım fakat rol yapmam lazım. Kendime çeki düzen verip telefonu çeviriyorum. Uykulu bir sesle;

—Günaydın.
—Günaydın beyefendi.
—Aramışsın, telefonum kapanmış! Bende yeni kalktım. Birazdan yarınki sınav için çalışmaya başlayacağım.
—İş yerindeyim bende. Merak ettim seni. Çalışmanı aksatma lütfen.
—Tabii ki. Birazdan başlayacağım. Seni daha sonra ararım.
— Peki. Görüşürüz.


İçimdeki büyük mutluluğu bastırarak biraz soğuk konuşmuştum. Fakat o bugünkü sınavımı yarın zannediyor. Ve bu durumun bana verdiği stresle o şekilde konuşmayı uygun görüyorum.

14.30
Ankara’dan İstanbul’a doğru otobüsle yola çıktım. O benim yarın gece geleceğimi düşünürken yaklaşık altı saat sonra yanında olacağım. Zaman ilerlemiyor. Biraz kitap okuyorum, biraz öndeki turist kafilesiyle konuşuyorum, biraz otobüste ki basit filmi izlemeye çalışıyorum, her şeyden biraz… En çok aklımda O.

16.30
Beni arıyor, müsait değilim diyip telefonu kapatıyorum. Biliyorum ki üzülüyor fakat otobüste konuşamıyorum, O beni evde zannederken. Bir duygu karmaşası içindeyim. Bir yanda O’na yapacağım sürprizi ve o andaki yüz ifadesinin alacağı şekli düşünürken, bir yandan da bugün O’na verdiğim geçici huzursuzluktan dolayı mutsuzluğa düşüyorum. Bir hüzündür gidiyor dinlediğim şarkılarda. Bir heyecandır sürüyor…

21.00
İstanbul’dayım. O’nun katıldığı bir gecenin yapıldığı binanın önündeyim. Vücudumu bir titreme almış gidiyor. Sonu gelmeyecek bir heyecan bu yaşadığım. Bir yandan da o kadar yorgunum ki, ayakta duracak gücü O’nda arıyorum. Hızlı bir şekilde resepsiyona girip, oradaki görevliye acil bir durum olduğunu ve O’nun aşağıya inmesi gerektiğini söylüyorum. Arıyor ve bildiriyor. Dışarı çıkıyorum ve karanlık camların arkasından gelmesini bekliyorum. Bu bekleyiş içerisinde, yorgunluk ve baş ağrısı beni yıldırmaya çalışıyor ama bu çalışmanın imkânsız olduğunu onlarda biliyorlar. Aşağıya iniyor ve resepsiyondaki görevliye durumu soruyor. Görevlinin hareketlerinden dışarıda bekleyen beni gösterdiğini anlıyorum. Heyecanlı, korkmuş, bekleyiş içerisinde ve bembeyaz bir yüzle dışarı çıkıyor. Beni görüyor ve çığlıklar içerisinde üstüme doğru koşuyor. Ve biliyor musunuz sadece o an için yaşıyorum.

.

en çok, beni severmiş o.
beni aramış gözleri, giderken.

6.29.2009

29.06.09

Bitirme sınavları için dört günlüğüne Ankaraya gidiyorum bu gece.
Hayat daha güzel olacak her açıdan.
Ayrıca sonucu ne olursa olsun sınava hazırlanırken bana destek olduğu için Maybe'ye çok teşekkür ederim. Kitap ve müzikle dolu bir otobüs yolculuğu daha bekliyor beni.
yalnız
yazları hiç çekilmiyorsun Ankara.

.




şimdi

her şey güzel olacak.

delirmek

bitirme sınavlarına iki gün kala delice bir mide ağrısıyla, yataktan kalkamayacak şekilde hasta oldum. Bu nasıl bir şanstır? Uykuyla uyanıklık arasında ne yapacağımı düşünürken rüyamda öldüğümü gördüm. Sanırım bu en iyisi.

(:

evet

kendimi de düşünüyorum ama

en çok sen.

6.27.2009

teninde kaybolmak

Bazen içiyorum, sensiz. Sarhoş oluyorum desem doğru olmaz. Seninle sarhoşum. Esriğim seninle. İmkânsız, açıklaması zor bir duyguyu yaşıyorum. Birde yanımda olsan sevgili… Uzaklık anlamını yitiriyor bazen, kelime bulamıyorum. Arıyorum seni. Biliyorum gecenin ikisi olmuş uyuyorsun şuan. Ben ise bir alkolik gibi seni düşünüyorum. Seni yaşıyorum. Sağ tarafım boş orada senin oturduğunu hayal ediyorum ve seviniyorum oturacağını düşününce.

6.24.2009

,

sıcak buharlaştırıyor
ve benim havada dolaşan her tanem

yanına koşuyor

sahil

Bak bir gemi daha geçiyor. İşte bir diğeri daha! Arkasından çıkardığı köpükler arasında kayboluyor mutsuzluklar, üzüntüler, düş kırıklıkları. Eriyoruz bizde o köpüklerin içerisinde. Boğazın ortasında daha da derine indiğimizde birbirimizin içini görüyoruz. Ben senin hakkında tedirgin olurken sen de benim için üzülmüşsün, belki ağlamışsın. Sevginin ruhlarımız içinde kontrol dışı kaldığı durumlar, düşünceler.

Şimdi tekrar deniz seviyesindeyiz. Benim sana olan sevgim bu seviyeden çok yüksekte, ulaşılamaz. Seni her gördüğümde tekrar âşık oluyorum, anlasana! Tek dayanağım, arkadaşım, eşim… Beni ben yapan kadın, teşekkür ederim sana. Yanımda olduğunu bilmek yaşamayı sevmek kadar güzel…

Sen

Ben

Hayaller.

6.22.2009

sen

başımı döndürüyorsun.

sen

hayatperestsin.

6.19.2009

18.06.09

Eşim beni vurdu.

6.18.2009

...

Tüm hayatım akıp geçiyor
ayaklarımın altından.

.

Bir karamel tadıysa
dünya senin ağzında
gittikçe azalan
her nefes aldığında

6.16.2009

.

Geçiştirme beni.

6.15.2009

hmm?

Düşünüyorum da aşk sözcüğünü biraz eksik buluyorum şu senlen ben arasındaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bu bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte, ama yer yer, zaman zaman onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde. Seni seviyorum ve senin için her şeyim. Beni seviyorsun ve benim için herşeysin. Bir insan için şu kısa hayatta bundan daha büyük ne olabilir ki. Acaba Mecnun Leyla'yı elde edip onunla evlenseydi, Ferhat Şirin'e kavuşsaydı, aradan bu kadar yıl geçtikten sonra bizim birbirimize olduğumuz gibi tutkun olabilir miydi? Yangın olabilir miydi? Sen ne dersin buna?




C.S

--


istanbul karmaşası

her gün biraz daha yoruluyorum
köprüyü geçmek
köprüde kalmak
insanlar
kendilerinden nefret ettiren insanlar
kalabalık
güzelliğin beş para etmiyor İstanbul
demek istiyorum
bir de seni izlemek olmasa.

-ilaç-

Bugün seni çok aradım
saniyelerine bile ihtiyacım vardı
gülmene, sarılmana
hatta
hatta kızmana, bağırmana
bugün sahilde tek başıma oturdum
kalem kağıt önümde "sen"i yazdım
kadeh kadeh "sen"i içtim
dalgalara anlattım "biz"i
bugün seni çok aradım
ve farkettim ki

ilacımsın, susuz yuttuğum.

6.12.2009

İçinde bulunduğum durum

Giderek kendimizi kaybetmeye başlıyoruz. göz kapaklarım titrerken, ellerim uyuşuyor. Yüzüne yakından bakınca net olarak seçemiyorum seni. Gözlerimi biraz kısıyorum, yüzündeki her hücre açılıyor. Dengemi kaybetmek üzereyim, boynuna yaslıyorum ağır kafamı, huzur içindeyim. Birazdan ilgilendiğim bir konuyla ilgili konuşma yapacağım. Söyleyeceğim kelimeleri seçiyorum şuan, bir dakika bekleyin lütfen. O yüzdendir bu düşünceli halim. Biraz takılarak konuşmamı bitiriyorum. Dilim yanlış yerlere kayıyor aralarda, engel olamıyorum. Bir yandan da düşüncelerimi, bu karmaşık durumda bir yerde toparlama çabası içerisinde yorgun düşüyorum. Beynimin içindeki rahatlama hissiyle beraber, hiç bitmeksizin peşimi bırakmayan koruma hissi, verdiğim değerle giderek artmakla durumu daha da zorlaştırıyor. Yüzümü bir sağa bir sola çevirdiğimi hatırlıyorum. Bu yaptığım kontrol amaçlı bir davranış. Hâlâ yaşayıp yaşamadığımı kontrol ediyorum. Senin yüzüne gelince duruyorum, ağlamaklı, içten bir gülücükle, gözlerimde de biraz hüzünle sana bakıyorum. Hüznüm sana olan sonsuz sevgimden ileri gelmekte. Seninde bana sarılmanı bekliyorum ya da kendimi sana öptürüyorum. Bu davranışım o andaki güvenimi sağlamak için. Tekrar kafamı boynuna yasladığımı hatırlıyorum. "Aman Tanrım! Ne güzel bir koku!" O an dünyanın en güzel kokusuymuş gibi geliyor boynun, sabah fark ediyorum ki sadece o an değil, benim için ebediyen öyleymiş. Biraz sonra bana doğru aceleci bir soru geliyor. Bir istek sorusu. Sıra bana gelmiş. İdrak etmekte biraz zorlanıyorum ama henüz kendimi tam olarak bırakmış değilim. Senin yanında biraz daha bu durumu korumak zorundayım. Aslına bakarsan tamamen kontrolü kaybettiğim anlarda, tamamen yalnız olduğumu hatırlıyorum. Sanırım insan yalnızken daha duyarsız, boşvermiş ve tepkisiz oluyor. O yüzden seninleyken bu kontrolü sıkı bir iple kendime bağlıyorum. Birazdan ayağa kalkacağım, doğal olarak kalkmam lazım. Daha oturduğum yerden, bu küçücük oda da nereden yürüyeceğimi hesaplıyorum. Bu çoklu planlama seçeneğinde içinde bulunduğum durumun bir yan etkisi. Bir diğer yan etkisi de baş ağrısı olabilir mesela. Yanına geri dönüyorum. Sana öyle güzel cümleler kuruyorum ki, kendim senden daha fazla mutlu oluyorum. Yüzündeki gülümsemenin şiddeti her saniye giderek artmakla beraber, bana her dakika daha çok yaklaşıyorsun. O an, o içinde bulunduğumuz küçük oda da diğer insanlarla ayrılıyoruz. Başka bir gezegendeyiz şuan. Ay ışığı bizim gezegenimizi de aydınlatıyor, es geçmemiş bizi. Biraz daha öpüşüyoruz paylaştığımız ay ışığında. Bir an duraksıyorum, yüzüne bakıyorum ve sana söylediklerimin hiçbirini içinde bulunduğum durumun etkisiyle değil, kalbimin, hatta ortasından geçen damarların içinden geldiğini fark ediyorum. Bu beni o kadar yükseğe çıkartıyor ki, seni de yanıma aldıktan sonra bir daha aşağıya inmek istemiyorum. Çok geçmeden tekrar ellerime bakıyorum, az önceki uyuşmanın ardından şimdide bir titreme gelmiş. Farkında olmadan biraz üzmüşsün beni, hani şu en kitlesel silahtan daha etkili sözcüklerinle. Sözcüklerin diyorum çünkü senin gibi bir hanımefendiden bahsediyorum. Neyse ki çok geçmeden söylediklerini ima etmediğini anlıyorum (ya da o şekilde anlamak istiyorum). Bu kısa süreli üzüntü beni dalgın bakışlı bir adam yapıyor. İşte bir soru daha geliyor "Neden daldın?" Birazcık hüzünlenmenin inanın kimseye zararı yoktur. Aslında bu konu iyi incelendiğinde, nasıl mutlulukta inanılmaz bir zevk duygusu varsa, hüzünlenmenin verdiği acı duygusu yanında, insan kalbini tatmin olmasıyla beraber getirdiği gizli bir mutlulukta vardır. Ve bu mutluluk sadece O içinde bulunduğum durumda tam olarak hissedilebilir. İşte duyduğum bu mutlulukla tekrar sarılıyorum sana. Sıcaklığın hiç değişmemiş hâlâ yanıyorsun. Bir sigara yakıyorum daha sonra, o an yine fark ediyorum ki, durmanın vakti gelmiş, geçiyor bile. Sana bakıyorum gözlerimiz konuşuyor. Gayet de iyi anlaşıyoruz. İkimizde aynı fikirdeyiz. Bir konu daha var bizi mutlu eden. Az sonra beraber uyuyacağız, tutkuyla. Yatağa uzandığım zaman beynimin içindeki bütün karışıklık uçup gidiyor. Herşey çok mutlu şuan; sen-ben, her eşya, yastık- çarşaf bile mutlu. Gözlerin, dudakların, sönmek üzere olan küçük kırmızı mum, dinlediğimiz şarkı bile daha mutlu söyleniyor o an. Ve sadece o an'ı düşünüyorum. Geri kalan diğer ayrıntılar silinmiş durumda.
.
İçimde bulunduğum durum ise;
.
Seninle delice sarhoş olmak ne büyük keyif sevgili...

yeter ama artık!

Dün yine Maybe'yi tavlada 5-2 ve 5-3 yendim. Olacak iş değil! Son mücadelelerde çok sıkılıyorum artık... Nerede o eski heyecan... Bir dahaki oyunlarda bilerek yenilmeyi düşünüyorum. Evet evet bu böyle olmayacak.Daha önce tavlanın kitabını yazdığını iddaa eden Maybe'de yeni bir kitap projesi üzerinde çalışıyor. Kitabın ismi mi;

"Yenilgi ile baş etmenin yolları"

6.10.2009

sence?

Kavga ediyoruz, kırıyoruz birbirimizi, küfürler ediyoruz. Cam eşyalar gibi kırılıyoruz. Hani şu tekrar toparlanması zor olanlardan. Ama ben seni istiyorum. Seninle yaşamak. Senin gibi inatçı ve ne istediğini bilmez birisiyle ne yapacağım? Kim bilir... İşte ben bunu istiyorum, seninle uğraşmayı. Her gün, her saat, sen benden bıkana kadar. Ama biliyor musun, senin gibi inatçı birini kızdırmak ne büyük zevk! Buna devam edebileceğim, değil mi?

?

Bu sabah senin için uyandım, biliyor musun?

Dün gece yaşadıklarımızı bir rüya olarak düşünmedim değil, sabah o korkuyla uyandım. Ta ki yüzünü görene dek. Kendimi gördüm yüzünde bu sabah. Olmak istediğim yerde olduğumu gördüm. Hayalimi gördüm bu sabah. Kırık, dökük, dağılmış parçalardan oluşan hayalimin mükemmel birleşimini gördüm. Sıcacık gözlerini, pürüzsüz tenini, hiç düşünmeksizin beni öpen dudaklarını, heyecandan ve sevinçten titreyen ellerimi, beni saran benliğini gördüm. Ve eğer bir tanrı var ise, bana bu hediyeyi gönderdiği için ona teşekkür ettim. Bir de hiç durmadan, yüzümü ekşiterek ağlamak istedim bu sabah. Yaşlandıkça duygusallaşıyor muyum ne? Korktum senin gözünde güçsüz görünmekten. Yapmadım. Bu sabah senin için seninle uyandım, biliyor musun?

6.08.2009

.

Sekiz Haziran ikibindokuz. Ofisin camlarından içeri süzülen yaz güneşinin karanlığında, akşamdan kalmış bir halde oturuyorum. Bir yanım birkaç haftadır içinde bulunduğum karamsarlıktan kurtulmaya çalışırken, diğer, daha da boşveriyor. Umursamaz bir yapısı var diğerinin. Oysaki öbür yarım ne kadar da içten çalışıyor. İki kolumdan çekiştiriliyorum, bilincim kapalı. Baygın değilim, ölmedim. Gözlerim açık, bilincim kapalı.

Biraz daha kendime geldiğimde bir arabanın içinde buluyorum “sen-ben” i. Hızla ilerliyoruz ve birden önümüze korku çukuru çıkıyor. Bu çukurun içi soğuk, sessiz, ürkütücü… Çukurdan kaçmaya çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki bu çukurun derinlerine kadar girersek belki de çıkamayacağız. Belki de bizi içine çekmeye çalışacak. Bu belirsizlik gözümüzü korkutuyor, tedirgin oluyoruz. Son bir hamleyle direksiyonu kırıyorum. O an birbirimize bakıyoruz. Bunun için çok vaktimiz var çünkü zaman durmuş, ilerlemiyor. Gözlerini görüyorum, belki de bir daha göremeyeceğim düşüncesi gözlerinin içine öyle bir baktırıyor ki, hayat anlamsızlaşıyor dünyada. Sadece gözlerin var. Bana bakan gözlerin. Neyse ki kurtuluyoruz çukurdan fakat araba gidip başka bir duvara çarpıyor. Engel olamıyoruz. Yaralı olarak çıkıyoruz arabadan. Bedenlerimizde tek bir çizik bile yok. Ruhlarımız yaralanmış. Benim doktorum sensin, senin doktorum benim. İyileştiriyoruz birbirimizi.

Mutlu ama tedirgin bir şekilde uyanıyorum.

yine mi?

*Son altı tavla mücadelesinde maybe'yi beş kez yendim. Bunların birisi 5-0 sonuçlandı. Kimin daha iyi oynadığı artık apaçık bir gerçek. Her oyun sonunda şu "yine mi?" sorusunu sormaktanda bıktım...

*Yeşim'le kaldığım dersler için türev-integral çalışmaya başlayacağız. Bu sefer geçip okulu bitirmeyi planlıyorum.

6.05.2009

...


Bırak kontrol dışı kalsın.


6.02.2009

2.6.09

Sınavlar için yeniden Ankara'ya gidiyorum. Maybe ile beraber şarap içerek gittiğimiz tren yolculuğundan sonra, tek başına çekilmeyeceğini düşündüğümden, otobüsle gidiyorum. Otobüslerde her seferinde yanıma 2-3 kitap alıp, tek satır okumadan müzik le uyuyup gidip geliyorum o beş saatlik yolu. Bu kez sadece bir kitap aldım. Bitirmek dileğiyle.

?

Benden yazmamı istiyorsun. İçime sığmıyorum bugünlerde, dışarı çıkmak istiyor ruhum. Sana bu satırları odamda, inanılmaz bir baş ağrısıyla ve yaklaşık üç saat sonra Ankara’ya gidecek olmanın verdiği sıkıntıyla yazıyorum. Oysaki nasıl da ihtiyacım var sana. Bir karamsarlık kaplamış içimi gidiyor… Nedir bu? Gecenin karanlığında, sert rüzgârın uçurduğu tozlar yüzüme yapışırken, adım adım senden uzaklaşırken, bir sokak lambası daha sönüyor, bir tane daha, bir ta… Yaşamaktan vakit bulamıyoruz haklısın, ama ben mutluyum, seni yaşayarak. Kolundan tutarak, beline sarılarak, boynunda uyuyarak… Bunun yanında biliyorsun, inanmıyorum psikologlara. Peh! İnsan kendini tanıyamadıktan, farkında olamadıktan, kendini kontrol edemedikten sonra, psikologların ilaçla veya birkaç masalla iyileştirebileceğine inanmamı beklemeyin.

Aslında biliyor musun, seni görebilme ihtimali yeniden mutlu etti beni. Aman Tanrım bu nasıl bir mutluluk! Bakma böyle birden heyecanlandığıma, iyi tarafından bakmak istiyorum. Elimde olsa yanından bir saniye bile ayrılmazdım. Atlatacağız, yaşayacağız. Ne kadar korktuğumu biliyorsun, senin de inandığından eminim

Peki ya şeyi biliyor musun

üzerine titrediğimi?

5.31.2009

slash





ruh hali

hayat = siyah - beyaz

02:26

Ben mi? Evet uyumayı severim. Sadece “O” nun kucağında. Rüya görmüyorum uzun zamandır. Bazı duygularla birleşen uyumalar, bilinçaltımdaki düşünceleri alt ediyor, rüya görmemi engelliyor, hatırlayamıyorum. Hatırladıklarım kesik kesik. Bıçak darbesi var ruhumda, bir harf kazınmış. Hani saf aşklar gibi. Hatırladığım senin yüzün, rüyalarımda. Belirgin, güzel, aydınlık, karamsar, beni seven, dokunmak için heyecanlandığım, yüzün. Yüzün var ellerimde, nasıl da gülüyor… Kolların omzumda, parmakların saçlarımda. Nedir bu? Seninle benim aramızdaki. Özür dilerim “seninle ben” değil “sen-ben”.

- Günaydın.
(Uyandım, gözlerimi açtığımda yanımdasın bir dakika…)
- Günaydın sevgilim.

Hayatıma karıştın. Seninle yeniden yaşıyorum, doğdum, büyüyorum.
Bu arada
Dün seni gördüm rüyamda.

5.27.2009

.

Bugünlerde karmaşık bir ruh hali içerisindeyim. Hayat önümden akıp gidiyor ve ben yakalamaya çalışıyorum. Hızlı akan bir nehirde yüzmek zordur, boğulmamak için uğraşıyorum. Bir yandan sınavlar ve okulu bitirme derdi, bir yandan babam, kuşatılmış durumdayım. Karanlık ve ıssız bir otobandan geçerken "ya, şu an burada, tek başıma olsaydım" diye düşünürsünüz ya, iç geçirirsiniz; neyse ki arabadayım ve yola devam ediyorum. İşte ben o yolu bitirmek için uğraşıyorum.

Bir de sen olmasan. Varlığınla ayakta duruyorum. Hayat arkadaşım.

5.26.2009

;




Kalbim sana ait.

5.25.2009

,

Gülerek, kaçıyorsun benden. Biliyorum; kaçan kovalanır. Seni yakalamak için son gücümü kullanıyorum. Dokunuyorum sana, ağlamaya başlıyorsun. Bu yaptığın şaka güldürüyor beni aslında hep gülüyorum, içim gülüyor. Yaşamak seninle, düşünmeden, heyecanla… Bitmiyorsun, doymuyorum, susuyorum sana, azalmıyorsun, izliyorum seni gizlice, görmüyorsun.

Seninle uyumak, uyanmak, uyumak, uyanmak, uyumak uyanmak.

sıkıntı

Maybe'yi tavlada üst üste 6-4 ve 6-3 yendim. 5 te biten oyunları sevmiyorum, sıkılıyorum.

5.21.2009

.

Şu doktoru da arasam mı acaba? Hayır hayır… gidip kendim görüşeyim. Sanırım en iyisi bu. Hem hiçbir konuda kesin bir sonuca varamadım. Cezamı çekiyorum ne? Nede olsa düşüncesiz bir adamım, bugünlerde de biraz boşverdim gibi… Yapma ama ben mi boşverdim? Hay şu kaldırım taşlarının da Allah belasını versin! (Delikanlı, gece vakti yolda durmuş böyle bağırmıştı) Burası da İstanbul işte, medeniyetin beşiği… Biraz dikkatsiz olsa bacağını kıracak insan. Keşke “biliyor musun” diye başlasaydım konuşmaya. Evet, “biliyor musun seni ne çok sevdiğimi?” Yok canım sende… Ha ha… Bazen de ne komik oluyorum. Sarhoşum ya ondandır. Çok mu kaçırdım yine ne? Bir dakika! Neden çok kaçırmış olacakmışım? Ne kadar da herkese iyiyi, doğruyu öğretmeye çalışan, kendime saklayacağım aklımı başkalarına dağıtmaya uğraşan bir adam olsam da, biraz kaçırabilirim. Gecenin karanlığı beni kendine çekiyor, kapılıp gidiyorum…

Delikanlı yürürken aklından böyle kopuk kopuk düşünceler geçiyordu işte. Temiz hava biraz ayıltmıştı onu. Beş dakika sonra bütün siniri geçince, yatmak isteyebilirdi. Ama bulvara birkaç adım kala bir çalgı sesi geldi kulağına. Sesin geldiği yana baktı. Tek katlı ama uzun, eski ahşap bir evin önünde, çalgıcılar romantizmi konuşturuyordu. Gitar flüt ve ince bir ses… Durdu yine onu düşündü.

5.18.2009

notlar

*Dostoyevski'nin kısa öykülerinin toplandığı yeni basım bir kitabını aldım iletişim yayınlarından. Tavsiye ederim. Çok az bulunabilen kısa öyküleri de bu kitapta.

*Maybe'nin verdiği Gazap Üzümlerini hala okumadım, sıra gelmedi, asıl 7 aydır küçük prensi okumamı istiyor, bugün okuyacağım yoksa öldürülmekten korkuyorum.

*Tercihlerini önemsemeksizin, küçük iskenderi sevmiyorum hâlâ.
"Dostoyevski, kendisinden bir şey öğrendiğim tek psikologdur."

Nietzsche

5.17.2009

You know you drive me up a wall the way
you make good on all the nasty tricks you pull
Seems like we're makin' up more than we're makin' love
And it always seems you got somn' on your mind other than me
Girl, you got to change your crazy ways


Ben seni düşünüyorum seni
Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
Kalbim diyorum kalbim
Daha dün tezgahtan çıkmış bir su sayacı gibi
Aşkı anılar besliyor düşler kadar
Bu yüzden diyorumki aşk eskidikçe aşktır
Sevgi eskidikçe sevgi

Günümüz ekmeğimiz, türkümüz
Çoluğumuz çocuğumuz
Binalar yan yana yükselip gidiyor
Vapurların ağzı köpük içinde
Uzaklarda ne kapılar açılıyor
Trenin biri bir istasyona varıyor
Ordan çıkıyor biri.

Her şey biliyor her şey
Sen biliyor musun bakalım
Seni nice sevdiğimi?
Üstüne titrediğimi?

Geldiğimi?
Gittiğimi?

(C.S.)

5.14.2009

B. Arkadaşım!

Sensiz hiçbir şey olmuyor. Her hayalim, her düşüncem, her gerçekleştirdiklerim seninle. Birde seviyorum seni. Fularının üzerine sinen kokunla ayakta duruyorum, uyuyorum, kalkıyorum, gidiyorum, geliyorum.

Dün yanımdaydın. Hep yanımda olacağını düşündüğümdeki mutluluğum, seni her gördüğümdeki heyecanla eşdeğer. Biliyor musun seni yanımda hissetmek istedim, en zor anlarda, zor saatlerde. Hissettimde. Bedeninle değil, yanımda olmak isteyen sevginle.

Ne kadınsın sen…

Yine dün akşam beraber bira içerken anladım ki “su” gibi ihtiyacım var sana. Bir yandan da üzüldüm, beni düşünürken projeni aksattın. Bitireceksin değil mi?

Seni, daha on sekiz yaşında iken yaşadıklarını, gözlerinde, içinde yaşadım. Daha iyi anladım, kolay olmadığını. Yine seni izledim gizlice, bir düğüm daha attım. Seni kendime bağladığım ip daha sıkı, kopamaz, kopmamalı.

Deniz bana seni anlattı bugün, sonsuzluğunu.

Şimdi, deniz kenarında bir otobüs durağından yazıyorum sana. Aslında bu önemli değil, her yerden yazıyorum, yaşadığım her yerden. Hava güzeldi bugün. Akşam üstü. Önümde senin için saklamak istediğim bir fotoğraf karesi var. Yinede biraz üşüdüm mü ne? Ne güzel ısıtırsın beni.

Hayatın gerçekleri beynimizin içinde birer çukur açmış, girdap oluşturmuş. Bazı günler susamışız sevgiye. Acıkmışız bazen en yakınlarımıza. Yinede kurtulmuşuz, kurtulacağım.

Seninle.

Gözlerinden.

A.

5.13.2009

bekle

Nihayet yanındayım.

Heyecan içinde koşarken sana, neler düşündüm neler… Bize bunu neden yaptığını da düşündüm. Neden yaşadık bunları? Eminim seninde kendince cevapların vardır ama bizim daha çok sorumuz var.

İkinci gün… Umarım bugün biraz daha iyisindir. Şuan yanına doğru bitmek tükenmek bilmeyen bir yolculuk yapıyorum. Zaman önümdeki engel… Dün gördüm ki biz senin için ağlıyoruz fakat sen hem bizi hem de hemşireleri güldürmeye çalışıyorsun. Biliyorum hiç uslanmayacaksın. Unutma ki ne yaparsan yap hep yanında olacağız. Hâlâ seviyoruz seni, eksilmiyorsun. Dün gözlerimin içine öyle bir baktın ki, son bakış olarak kabul ettim. Anlamlı bakıyordun, özlemiş, zamanı gelmemiş, gitmek istemeyen, bizi seven bir bakıştı o. Ben de o şekilde baktım sana. Hayatı anlattık birkaç saniyede. Ve ben anlattıklarının hepsini anladım. Umuyorum ki sen de anlamaya çalışmışsındır.

Dün, yıllar sonra biraz daha büyüttün beni. Birkaç yaş daha yaşlandım. Şimdi istiyorum ki bu bana öğrettiğin son şey olmasın. Seni senden öğrenmek istiyorum.

Arkadaşlarının çok selamı var sana. Birkaç akrabanın da. En çok da Erol abi’nin. Senin kahvende oturduk dün. Arkadaşların seni sordu, gözlerimiz anlattı, yorgunluğumuz. Çay, sigara, masalar, arkadaşların hatta telefonun bile oradaydı. Bir tek sen eksiktin.

Eksik olma.

Şimdi sırası değil,
gitme baba.

5.12.2009

dram...

Bazı anlar vardırki kelimeler kifayetsiz kalır, zaman durur, ilerlemez. İnsan içine düştüğü bu kötü durumdan hemen kurtulmak ister. Ama bazı gerçekler bu isteklere engel olur...
İşte Maybe de bu aralar, kurtulmak istediği bir durumda... Tavlada işler yolunda gitmiyor. Arturo'nun bilek gücüyle alınmış haklı galibiyetleri, Maybe yi biraz daha çıkmaza sürüklüyor.
Ankara'da da Arturo güldü. Birde Maybe'nin tavla üzerine yazdığını iddaa ettiği kitabın, ikinci baskısını iptal etmişler.

Devamını yazmam için bana teklif geldi.

Öptüm

5.10.2009

birkaç şerit

Otoyolun şeritlerine dalmış, birisini düşünürken veya istemsizce hüzünlenirken, radyoda neden hep duygusal bir şarkı çalar. Nasıl bir tesadüftür…

Seni izliyordum bende… Otobüsün radyosunda bana hüznü anımsatan bir şarkı. Sanırım coldplay. Uyuyorsun kucağımda, rüyalarını merak ediyorum. “Seni seviyorum” diye sesleniyorum, duymuyorsun. Bilmem belkide yüzündeki gülümsemenin sebebi budur, hissetmişsindir rüyanda.

Yarım saat oldu hâlâ seni izliyorum. Sıkılmak mı? Ne demek! Her geçen saniyenin bile bitmemesini istiyorum. Otoyolun şeritleri üstümden geçiyor, ikiye ayırıyor beni. İki tarafımda seni seviyor.

Kucağımda uyuyorsun. Aman tanrım, ne büyük mutluluk! Hissediyorum seni, vücudumda. Bilmem kaç şerittir aşığım sana.

Hâlâ seni izliyorum.
Benim nazarımda, dünyanın en değerli annesine;

Üzülmesine bir an bile katlanamadığım, beraber yaşadığım, beraber geçmişi ve geleceği paylaştığım, iç ve dış güzelliğini bize yansıtmış olan

Anne

Sana olan sevgimin değerini ölçmek bir kenara, tam olarak gösterebildiğimden bile şüpheliyim. Bakma sana aldığım bu çiçeklere. Yetmiyor sana. Yetmez! Birde çok seviyorum seni. Her emeğinin, her çabanın farkındayım. Umarım sende benimkilerinin farkındasındır. İstemeden de olsa yaşadıklarımız, geleceğin bir aynası olamaz. Birbirimizi her geçen gün daha iyi anlayacağımızı umuyorum

Ve hala anlayamıyorum, senin içindeki sevginin şefkatin büyüklüğünü, yüceliğini. Milyonlarca insanın arasında kendimi şanslı saymak ve açıkça gurur duymak da benim mutluluğum.

Sev beni anne… Bütün hayallerinin gerçekleşmesi dileğiyle




İlk oğlun

5.07.2009

.

Zor, ikimiz içinde zor günler. Alkol ayakta tutuyor bizi bu aralar, biraz da senin neşen. Doğru orantı var aramızda, seninle birlikte ben de mutlu oluyorum. Birde şu saklanamayacak kadar güzel neşeli halin olmasa… Gün ışığı gibi ihtiyacım var sana. Bunu bildiğinden söylüyorum ki arkama geçmeni ve birazda hayata benim gözlerimden bakmanı istiyorum. Bir yandan da farkındayım, görüyorum içini. Sen de farkındasın, coşkum, sevincim hemen belli olurda, üzüntüm kederim içime akar. Bu karmaşıklıkta bile seviyorum yanında olmayı.

En çok da hatasız kurgumuzu seviyorum. Bizler iyi oyuncularız, seyirciler tekrar tekrar izlemek istiyor.

bazı gerçekler

Dün Asmalımescit'te tam bir dram yaşandı. Maybe yi tavlada dört (4) kere yendim ve uzun süren yenilgi serisine son verdim;
6-2, 5-3, 5-2, 5-3
Bu sonuçlar üzerine üzerime saldıran Maybe, akşamda kendisini alkole verdi. Beni şanslı olmakla suçluyordu ama asıl farkına varması gereken şey:
bu şans değil, bilekti.

5.05.2009

Daha yüksekten bırak

acı çekmemek için

parçaların birleşmesin.

mavi-yeşil

Yaşamın kıyısındayım şimdi, senin sahilinde. Hiçbir gereksiz gürültü yok ruhunun denizinde. Kendimi o, ucu bucağı olmayan boşluğuna bıraktım, duygularının limanında. Ne kadar da güzel bedeninin kumsalı, kaybediyor beni teninin beyazı. Huzur içinde yatıyorum, hayallerinin kumdan evinde. Çok değil az önce seni sordum, başıboş denizyıldızına. Senden uzak olduğumu söyledi, dört tarafı kokunla çevrili bir ada.

5.04.2009

açıklama

Maybe ye kaybettiğim bir iddaa üzerine profil fotoğrafı değişmiştir. Maybe'nin şansı her zaman her yerde devam ediyor. Delirmek üzereyim !

4.30.2009

Bir sigaraydı seninle paylaştığımız, her nefeste bizi biraz daha içine çeken. Aynı kültablasına söndürdük hayatlarımızı, alelacele. Birbirimize zamanımız yoktu. Heyecandı, kalp atışlarımızı hızlandıran.

Birer ucuz biraydı paylaştığımız. Sigaranın değilde, hani biraz ruhlarımızın pezevengi olan. İki teni birbirine yaklaştıran, yargılayan, infaz eden, küstüren, barıştıran, seni benden saklayan, bulduran.

Bir deniz manzarasıydı paylaştığımız. Hani, senin şu bana "Seninle yaşamak istiyorum dediğin".

Bir şanstı paylaştığımız. Bizi tanıştıran.


Ah hayatım...

Bir hayattı seninle paylaştığımız.
Sahilde yürürken yaşlı bir çift görmüştük.
Marjinal.
İstemsiz olarak gülümsedik birbirimize.

Ne güzel yaşlanırsın sen...