Papatyalar teker teker denize doğru süzüldü. Kelimeler yüzleştirildi. Sana lâyık değillerdi kelimeler. Hayır! papatyalar. Bir düşünce, bir düşünce daha. Ölen papatyaların kokusu. Ceketimde kırmızı papatya lekesi. Yazamadığım kelimelerde sen. Etrafında binlerce heyecanla sana koşan ben. Yinede hiç biri sana layık değiller. İnsanlar. Hayır! papatyalar.
Fakat yinede
Sana çiçek almayı özledim.
Çatladı mı dudağın, avucun, yüzün, yüreğin?
Üşüyor musun?
Isınır mısın yüzündeki en ufak ayrıntıyı öpsem? Peki, onu düşünüyor musun? Eminim ki soğuk geçen bu kışta ısınamamıştır. Şu an nerede olduğunu bilmek zor olsa da, biz üşürken onun ısınacağını sanmıyorum.
Kaldı ki senin ellerindi her şey.
Sıcaklıkta, soğuklukta.
plastik ve cam arasındaki fark gibi
eğip, büküp şekil almak ve tuzla buz olarak dağılmak arasında kalıyorum.
eğip, büküp şekil almak ve tuzla buz olarak dağılmak arasında kalıyorum.
kaybeden onlar
Posted in
.
Uğurlu rakam hikâyesine inanmam ama “iki” her zaman bana daha yakın gibi gelmiştir. Hayatta da ilk olmak, “bir” olmak daima korkutur beni. İkincilik varken ne gerek var birinciliğe? Daha rahat daha sorunsuz bir yaşam tarzı değil mi? Hatta bazen üçüncülük, dördüncülük! Evet ikincinin mutluluğu başkadır. İkinci insan birinciyi izler, nasıl birinci olmuş, ne kadar uğraşmış. Ve kendini birincinin yerine koyar. Kendisi ikinci bitirmiştir ama birincinin duygularıyla hareket eder, hayallerinde birinci olarak görür kendini. Bedeni yine kendi bedenidir fakat davranışları ve kararları birincinin davranış ve kararlarıdır. Bu hayallerde, her hayat yarışmasında ikincilik ipini göğüsleyen kişi mutsuz değildir. Aksine birinci olamadığı ve birinciliğin hayalini kurduğu için sevincinden yerinde duramaz. Bir yandan da “ben olsaydım şöyle yapardım” diye düşünür. İkincilerin asıl büyük sorunu ise, çoğu zamanla bu hayal dünyasından kurulamazlar. Onlara göre onlar başarılıdır, etkileyicidir. Çünkü hayallerinde o karakterdedirler. Hayalleri her zaman en üst seviyededir. Tamamen başarı, bunun yanında etkileyici bir beden, dahası diğerlerini hayran bırakacak bir cazibe. İkincilerin çoğu bu hayallerden kurtulamaz ve kendilerini hayal kahramanı olarak görmeye başlarlar. Fakat bu da fazla uzun sürmez. Çünkü her zaman bir hakem ya da görevli çıkıp onlara acı bir şekilde “ikinci” olduklarını hatırlatır. Bu yıkım, onların benliğinde derin bir yara açar, ta ki bir sonraki hayale kadar. O bir sonraki hayalde böyle bir şey yaşanmamıştır. Aksine o hakem, yönetici veya her neyse onları sonuna kadar övmüştür, yüceltmiştir. Genelde hayatları bu şekilde sürüp gider. Tabi sürdürmeyi başarabilirlerse…
En kötü yanı ise hiçbir zaman birinci olamayacaklarının kesinlikle ve açıkça farkındadırlar. Ve bu farkındalık onları ölüme sürükler. Bir idam sehpasında, sırasının ona gelmesini bekler heyecanla. İkinci sıradadır.
marsa yolculuk
Posted in
.
2010 yılı tavla sezonu puan durumu:
Şu ana kadar yapılan maç sayısı: 4
Arturo nun kazandığı maç sayısı: 4
Maybe nin kazandığı maç sayısı: 0
Arturo nun yaptığı mars sayısı: haddi hesabı yok
Maybe nin yaptığı mars sayısı: -3
Maybe nin biten oyundan sonra Arturoya küfür edip "çok şanslısın lan" dediği maç sayısı: 4
Okulların tatil olduğu gün sayısı: 13
Kısacası Maybe 2010 a kötü başladı...
2010 yılı tavla sezonu puan durumu:
Şu ana kadar yapılan maç sayısı: 4
Arturo nun kazandığı maç sayısı: 4
Maybe nin kazandığı maç sayısı: 0
Arturo nun yaptığı mars sayısı: haddi hesabı yok
Maybe nin yaptığı mars sayısı: -3
Maybe nin biten oyundan sonra Arturoya küfür edip "çok şanslısın lan" dediği maç sayısı: 4
Okulların tatil olduğu gün sayısı: 13
Kısacası Maybe 2010 a kötü başladı...
geri dönüş
Posted in
.
.
.
İstanbul’da sessiz bir soğuk. Kargaşa, karmaşa, kaos halen devam ediyor. Yinede tekrar evde olmak içimi ısıtıyor. Bir dakika! Evim neresi benim? Maybe ile beraber İstiklal caddesinin ara sokaklarının birinde eski bir apartmandaki odamızda kalıyoruz. Burası klasik yüksek tavanlı, daireye iki giriş kapısı olan ve bar gürültüleriyle kaplanmış klasik İstiklal evlerinden biri. Mum ışığında oda çok güzel bir renge bürünüyor. Bir yandan da Maybe’deki kronik dağınıklık hastalığı, giderek daha tehlikeli bir hal alıyor. Gelirken getirdiğim votkalar ve viskilerle ayakta duruyorum. Bir yandan da yüzünü ezberlemeye devam ediyorum. Her noktasını, a dan z ye, kaşından çenesine. Uyku bastırıyor bazen. Kafamı paylaştığımız yastığa dayayıp tavana baktığımda, içimde farklı bir enerji hissediyorum. Kafamı tavandan sol tarafıma doğru çevirdiğimde; yanımdasın.
Senden uzakta geçen sondan bir önceki gecem. Hafif bir sarhoşluk var üzerimde. Genel bir melankoli havası yaratmaya yetecek kadar sadece. Ne zaman bir nota seni çağrıştırsa o zaman hatırlıyorum; çocukluğum, gençliğim, sen ve o. Bazen de rüyalarımı güzelleştiriyorsun. Elinden bize gülüyor. Sanki hayattaymış gibi hala. Bu bir oda ve bir tuvaletten oluşan otel benzeri odada yazdığım notlar var binlerce kelimeden oluşan. Aklıma ne geldiyse yazdım her kelimeyi. Sinir, nefret, aşk özlemek vs… Şimdi bunların içinden senin beğeneceklerini çıkarmaya çalışıyorum. İstanbul ve İstanbul’la özdeşleşen her şey aklımda. Seni de özledim Ankara, ama sadece İstanbul’a dönüş yolunu.
Pazartesi sensin. Salı Yüzün. Çarşamba güzelliğin. Perşembe Canlılığın. Cuma gülümsemen. Cumartesi ellerin. Pazar bana bakışın. Bu şekilde geçiyor bir hafta. Sen odanda köşede oturmuş bunları okurken, ben diğer cümleyi düşünüyorum. Yıldızları taşımamıza yardım eder misin? Güçsüz bedenim bu yüke alışık değil, tek başıma çok zorlanıyorum. Sakın bana yukarıda umut olmadığını söyleme. Durduğımuz yerde umut biziz. Kalbini aç, eve geliyorum.
Duvarı oluşturan her bir tuğla gibi her şey üst üste geliyor ve sert bir şekilde yıkılıyor. Ben ise senin yanındayım. Düşerken tuğlalar, bin kilometre uzaktan zarar görmemen için seni korumaya çalışıyorum. Ne kadar başarılı olduğumu sen bana söyleyeceksin. Beni duyabiliyorsan ne güzel… Senin acını geçiremem ama rahatla bu sadece bir iğne saplantısı. Önümüzde yeşil, güzel bahçeli evler var. Birisinden bize gülümsüyor. O’nu bulmak için evleri teker teker dolaşıyoruz. İşte orada pencerede bize gülümsüyor. Biz eleleyiz ama heyecandan elini çok sıkıyorum. Yüzüme bakıp beni çözmeye çalışıyorsun. Sana bakıp gülümsüyorum. Tekrar kafamı kaldırdığımda ise gitmiş.
soğuk.
Posted in
.,
.
.
Yaklaşık bir buçuk aydır Rus kalıntılarının olduğu bir şehirdeyim. Soğuk hava, basık ve karanlık binalara işlemiş. İnsanı karamsarlığa sürükleyen caddelerde soğuk insanlar… Ölüm sessizliğine bürünen caddeler kalabalığa alışmamış, ayakta kalmaya çalışıyor. Denizin güzelliği solmuş. Sahili, bütün güzelliğini bir çırpıda yok eden yıkık dökük fabrikaların etrafında, yeşilden uzak, ölmüş toprak parçaları çevrelemiş. Şehir merkezini estetik açıdan güzel fakat bir o kadar karanlık heykeller çevrelemiş. Balkan mimarisini temsil eden saraylar öznele inşa edilmiş. Birazdan hava kararıyor ve bu şehir yaşamaya başlıyor. Daha görkemli gösterecek şekilde aydınlatılmış binalar büyülüyor, sokaklardaki insan sayısı ve damarlardaki votka miktarı yavaş yavaş artıyor. Sanki insanlar gündüz olmasını istemiyorlar belki bu şehrin geceler için yaratıldığını düşünüyorlar. Yinede bu caddelerin keyfini en iyi sarhoşlar ve fahişeler çıkartıyor. Onla mutlu, onlar güzel giyinmiş, onlar yaşam dolu. Gece yarısına doğru neredeyse her köşe başında bir sarhoş veya bir fahişe görmeye alışmış insanlar. Publar tıklım tıklım dolu. Dikkat çekici olan bu gürültülü yerlerde yaşlı erkekleri varlığı. Onlar bu yerlere yabancı değil, evden kaçan kızlarını bulma umutları var. Erkeklerin ise bu kadınları yakalama umutları… İzlediklerim, gördüklerim bana yeni şeyler katıyor. Yaşıyorum.
Tarih: Önemli değil
Yer: Uzak bir ülke
Sana bunları sadece önümdeki sayfayı aydınlatabilen bir mum ışığında yazıyorum. Kalemimin gölgesinde duygularım boşalıyor. Yazmazsam tükenecek gibiyim. Senden uzakta geçen yaklaşık bir ayın sonrasında fark ediyorum ki, köklerinden bağlıyım sana. Ve uzanmış bu duygunun keyfini çıkartıyorum. Özlemek. Biryandan da farklı bir durum var. Mesela seni düşündüğümde “yakınında olsam da içten öperdim” demiyorum. Anlıyorum ki biz her anın tadını çıkarmışız. Hiç uzaklaşmayacak gibi ya da asırlarca uzak kalmış gibi. Sanma ki yakın bir zamanda seni gördüğümde, vücudunun en ufak bir parçasını bile içime çekeceğim. Tapınağına geri dönmüş bir dindar gibi. İdam sehpasından yaşayarak indirilmiş bir suçlu gibi.
Az kaldı sana.
Artık kendimi bulamayacağımı düşünüyordum. Kaybolmuştum. Elimde, parmaklarımın ucunda kelimeler birer birer yok oluyordu. Sen bana kendinin ne olduğunu söylerken ben gerçeğe ulaşıyorum. Çoktan farkında olmam gereken gerçeğe. Fakat kendimi kontrol etmem o kadar kolay değil. Ayrıca kaç şişe, kaç paket bitmiş umurumda da değil! Yardıma ihtiyacım olduğunu istediğim anda yanımda ol yeter. Çünkü seninle ayakta duruyorum.
O anda bana söylediğin kelimelerin duyduğum her an için başka bir sevgiyle dokunacağım sana.
son denemeler, üzerimde tonlarca yük. herbiri ardı ardına devriliyor. tek bir çıkış yolu var önümde. sen. yardıma ihtiyacı olan aciz biri gibiyim. bu yüzden sen her elini uzattığında saldırıyorum. ve her elini çektiğinde düşüyorum. planlar, düşünceler, hayaller. en güzeli omzunda seyretmek dünyayı. sen gözlerimi kapayana dek.
az kaldı yanındayım
daha çok var, karanlıktayım.
Kağıttan uçaklar yaptım sana, içinde notlar. Kelimeler önemli değil, mum gibi erimeyen ifadeler var romantik film tadında. Bana ait olan, benden sana giden. Bir de sana ait olan, yaşadığın ya da elinin değdiği her objeye tapıyorum.
Keşke biraz daha yaşama şansım olsaydı, kokunun sindiği evde. En sevmediğin oda dahil…
Umarım ki bir yer edinmişimdir sende. Kalbinin en karanlık yeri dahil…
Keşke biraz daha yaşama şansım olsaydı, kokunun sindiği evde. En sevmediğin oda dahil…
Umarım ki bir yer edinmişimdir sende. Kalbinin en karanlık yeri dahil…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


