Önsöz

Fotoğrafım
Köprünün üzerinde omzumda uyurken, seni izliyordum, boğazı aldatırken.

7.03.2009

o an için yaşamak

08.30
Uyanıyorum. 09.00’daki sınava yetişmek için acele bir şekilde hazırlanmaya başlıyorum. Üzerime ne bulduysam geçirdikten sonra arkadaşımı uyandırıyorum. Beni arabayla okula bırakacak. Yola çıkıyoruz, aklımda sınavda var fakat yine büyük bir kısmını O işgal ediyor. O’nu aramamak için kendimi zor tutuyorum.

09.00
Son anda sınava yetişiyorum. Bir-iki dakika önce aradı beni. Cevap vermedim ve telefonu kapattım. Sabah mahmurluğu ve heyecanla birlikte aynı kapta karışmış üzüntüyle sınava giriyorum.

10.00
Sınavdan çıktım. Başarının getirdiği mutluluk yüzümü güldürüyor. Telefonum hâlâ kapalı. 11.00’deki sınava çalışmak için arkadaşların yanına iniyorum. Hızlı bir şekilde hareket ederken merdivenler dikkat etmiyorum. Delice O’nu düşünürken…

12.00
İkinci başarı beni küçük bir çocuğun aldığı en sevilen hediye kadar mutlu ediyor. Arkadaşlarımı arayıp mezuniyetin yakın olduğunu haber veriyorum. Birazdan O’nu arayacağım fakat rol yapmam lazım. Kendime çeki düzen verip telefonu çeviriyorum. Uykulu bir sesle;

—Günaydın.
—Günaydın beyefendi.
—Aramışsın, telefonum kapanmış! Bende yeni kalktım. Birazdan yarınki sınav için çalışmaya başlayacağım.
—İş yerindeyim bende. Merak ettim seni. Çalışmanı aksatma lütfen.
—Tabii ki. Birazdan başlayacağım. Seni daha sonra ararım.
— Peki. Görüşürüz.


İçimdeki büyük mutluluğu bastırarak biraz soğuk konuşmuştum. Fakat o bugünkü sınavımı yarın zannediyor. Ve bu durumun bana verdiği stresle o şekilde konuşmayı uygun görüyorum.

14.30
Ankara’dan İstanbul’a doğru otobüsle yola çıktım. O benim yarın gece geleceğimi düşünürken yaklaşık altı saat sonra yanında olacağım. Zaman ilerlemiyor. Biraz kitap okuyorum, biraz öndeki turist kafilesiyle konuşuyorum, biraz otobüste ki basit filmi izlemeye çalışıyorum, her şeyden biraz… En çok aklımda O.

16.30
Beni arıyor, müsait değilim diyip telefonu kapatıyorum. Biliyorum ki üzülüyor fakat otobüste konuşamıyorum, O beni evde zannederken. Bir duygu karmaşası içindeyim. Bir yanda O’na yapacağım sürprizi ve o andaki yüz ifadesinin alacağı şekli düşünürken, bir yandan da bugün O’na verdiğim geçici huzursuzluktan dolayı mutsuzluğa düşüyorum. Bir hüzündür gidiyor dinlediğim şarkılarda. Bir heyecandır sürüyor…

21.00
İstanbul’dayım. O’nun katıldığı bir gecenin yapıldığı binanın önündeyim. Vücudumu bir titreme almış gidiyor. Sonu gelmeyecek bir heyecan bu yaşadığım. Bir yandan da o kadar yorgunum ki, ayakta duracak gücü O’nda arıyorum. Hızlı bir şekilde resepsiyona girip, oradaki görevliye acil bir durum olduğunu ve O’nun aşağıya inmesi gerektiğini söylüyorum. Arıyor ve bildiriyor. Dışarı çıkıyorum ve karanlık camların arkasından gelmesini bekliyorum. Bu bekleyiş içerisinde, yorgunluk ve baş ağrısı beni yıldırmaya çalışıyor ama bu çalışmanın imkânsız olduğunu onlarda biliyorlar. Aşağıya iniyor ve resepsiyondaki görevliye durumu soruyor. Görevlinin hareketlerinden dışarıda bekleyen beni gösterdiğini anlıyorum. Heyecanlı, korkmuş, bekleyiş içerisinde ve bembeyaz bir yüzle dışarı çıkıyor. Beni görüyor ve çığlıklar içerisinde üstüme doğru koşuyor. Ve biliyor musunuz sadece o an için yaşıyorum.

6 yorum:

Kubra Tekneci dedi ki...

:D:D:D harikaa yaa.. o an daki mutluluk anlatılamaz heralde..
:D:D

daisy dedi ki...

bu kadar mı varolan yoğunluğunu hissettirebilir insan okuyucusuna

Arturo dedi ki...

teşekkürler.

Afet-i Devran dedi ki...

10 points goes to Arturooo!
Alkışı hak etmişsin bak! ;)

Karakutu dedi ki...

süpriz sevmem, habersiz olan her şey canımı sıkar süpriz yapanında burnundan getiririm..ne çok hata yaparmışım okuyunca anladım.

EVOLET dedi ki...

vayy canına:)muhteşem