Haberi bu hafta uykusuzda gördüm. Newsweek "Tüm zamanların en iyi 100 kitabı" listesini yayımlamış. Bu da link. Liste 10 farklı en iyi kitap listesinin tercihlerine dayanarak oluşturulmuş. Listede "İncil" in bulunması ayrı bir gariplik... Fakat asıl ilginç olan ise bu listeye Dostoyevski, Kafka, Albert Camus, Çehov gibi yazarların girememiş olması. Özellikle bir Dostoyevski hayranı olarak, birçok eleştirmen tarafından tüm zamanların en iyi romancısı olarak gösterilen ve büyük felsefeci Nietzsche’nin “kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek psikologdur” dediği bir yazarın listeye girememiş olması gerçekten çok ilginç.
Cevap olarak Fırat Budacı’nın dediği gibi: Dostoyevski’nin de çok sikindeydi!..
Önsöz
- Arturo
- Köprünün üzerinde omzumda uyurken, seni izliyordum, boğazı aldatırken.
7.18.2009
7.16.2009
tutunmak
elinden gelenin en iyisini yapmana rağmen başarılı olamadığında
istediğini elde ederken ihtiyacın olanı unuttuğunda
uyumak için uğraşırken sabaha kadar gözlerini ağarttığında
yerine koyamayacağın bir parçan eksildiğinde
üzerine gelen problemleri çözerken cevap anahtarı aradığında
boğazı izlerken duygulanıp yanındaki boşluğa baktığında
yorgunluktan düşüp bayılacak gibi olup dinlenmek istediğinde
herhangi bir mutluluğunda sarılıp ağlamak için sevinçten
ya da aynaya baktığında övünmek için güzelliğinden
emin olabilirsin
yanında olacağım.
7.12.2009
7.10.2009
yaz notları
*Yazmayı çok özledim. Sınavlar bitti sonunda. Bu yüzden yeterince dolan kafamı boşaltıp, dinleneceğim. Kısa hikayeler yazma zamanı geldi.
*Birkaç gün içinde başlayacağım kitabın adı: Dostoyevski - Kumarbaz
*Bütün bir sene çalıştıktan sonra nefes gibi tatile ihtiyaç duyuyorum. İzmir sonra Bodrum ihtiyacımı karşılayacaktır.
*Annem yurtdışından gelirken iki şişe Jack getirmiş. Aslında erkekleri mutlu etmek hiç de zor değil.
*Birkaç gün içinde başlayacağım kitabın adı: Dostoyevski - Kumarbaz
*Bütün bir sene çalıştıktan sonra nefes gibi tatile ihtiyaç duyuyorum. İzmir sonra Bodrum ihtiyacımı karşılayacaktır.
*Annem yurtdışından gelirken iki şişe Jack getirmiş. Aslında erkekleri mutlu etmek hiç de zor değil.
7.09.2009
?
Bir masal anlattım sana, gözlerin kapalıydı yanında uyumanı bekledim. Çok geçmeden uyuyordun. Elin, avucumun içinde kayboldu sen rüyaya dalarken. Yanında durdum biraz daha, tenini, yüzünü, göz kapaklarını, kaşlarını, yıpranmış saçlarını, masumluğunu inceledim. Her an her saniye çok özeldi benim için. Seni uyandırmaktansa nefes alıp verişlerimi yavaşlattım. Daha sonra uyuduğunu kontrol etmek için bir şeyler söyledim sana. Sevgi sözcükleri döküldü dilimden, fakat konuşamadım, anlam kuramadım. Cevap vermedin. Uyuduğundan emin olduktan sonra biraz daha seyrettim seni, gizlice. Elimi elinden çektim. Elin aynı şekilde durmaya devam etti, elimi bekler gibi. Önce dudağının kenarından bir de dayanamayıp burnundan öptüm seni. Uyandırırım diye korktum tekrar. Yavaşça kalktım yataktan, seni rahatsız etmemek için bütün sezilerimi kullanarak. Işığı söndürmeden son kez sana baktım ve karanlık.
Peki, sen uyuyor muydun?
Peki, sen uyuyor muydun?
7.03.2009
o an için yaşamak
08.30
Uyanıyorum. 09.00’daki sınava yetişmek için acele bir şekilde hazırlanmaya başlıyorum. Üzerime ne bulduysam geçirdikten sonra arkadaşımı uyandırıyorum. Beni arabayla okula bırakacak. Yola çıkıyoruz, aklımda sınavda var fakat yine büyük bir kısmını O işgal ediyor. O’nu aramamak için kendimi zor tutuyorum.
09.00
Son anda sınava yetişiyorum. Bir-iki dakika önce aradı beni. Cevap vermedim ve telefonu kapattım. Sabah mahmurluğu ve heyecanla birlikte aynı kapta karışmış üzüntüyle sınava giriyorum.
10.00
Sınavdan çıktım. Başarının getirdiği mutluluk yüzümü güldürüyor. Telefonum hâlâ kapalı. 11.00’deki sınava çalışmak için arkadaşların yanına iniyorum. Hızlı bir şekilde hareket ederken merdivenler dikkat etmiyorum. Delice O’nu düşünürken…
12.00
İkinci başarı beni küçük bir çocuğun aldığı en sevilen hediye kadar mutlu ediyor. Arkadaşlarımı arayıp mezuniyetin yakın olduğunu haber veriyorum. Birazdan O’nu arayacağım fakat rol yapmam lazım. Kendime çeki düzen verip telefonu çeviriyorum. Uykulu bir sesle;
—Günaydın.
—Günaydın beyefendi.
—Aramışsın, telefonum kapanmış! Bende yeni kalktım. Birazdan yarınki sınav için çalışmaya başlayacağım.
—İş yerindeyim bende. Merak ettim seni. Çalışmanı aksatma lütfen.
—Tabii ki. Birazdan başlayacağım. Seni daha sonra ararım.
— Peki. Görüşürüz.
İçimdeki büyük mutluluğu bastırarak biraz soğuk konuşmuştum. Fakat o bugünkü sınavımı yarın zannediyor. Ve bu durumun bana verdiği stresle o şekilde konuşmayı uygun görüyorum.
14.30
Ankara’dan İstanbul’a doğru otobüsle yola çıktım. O benim yarın gece geleceğimi düşünürken yaklaşık altı saat sonra yanında olacağım. Zaman ilerlemiyor. Biraz kitap okuyorum, biraz öndeki turist kafilesiyle konuşuyorum, biraz otobüste ki basit filmi izlemeye çalışıyorum, her şeyden biraz… En çok aklımda O.
16.30
Beni arıyor, müsait değilim diyip telefonu kapatıyorum. Biliyorum ki üzülüyor fakat otobüste konuşamıyorum, O beni evde zannederken. Bir duygu karmaşası içindeyim. Bir yanda O’na yapacağım sürprizi ve o andaki yüz ifadesinin alacağı şekli düşünürken, bir yandan da bugün O’na verdiğim geçici huzursuzluktan dolayı mutsuzluğa düşüyorum. Bir hüzündür gidiyor dinlediğim şarkılarda. Bir heyecandır sürüyor…
21.00
İstanbul’dayım. O’nun katıldığı bir gecenin yapıldığı binanın önündeyim. Vücudumu bir titreme almış gidiyor. Sonu gelmeyecek bir heyecan bu yaşadığım. Bir yandan da o kadar yorgunum ki, ayakta duracak gücü O’nda arıyorum. Hızlı bir şekilde resepsiyona girip, oradaki görevliye acil bir durum olduğunu ve O’nun aşağıya inmesi gerektiğini söylüyorum. Arıyor ve bildiriyor. Dışarı çıkıyorum ve karanlık camların arkasından gelmesini bekliyorum. Bu bekleyiş içerisinde, yorgunluk ve baş ağrısı beni yıldırmaya çalışıyor ama bu çalışmanın imkânsız olduğunu onlarda biliyorlar. Aşağıya iniyor ve resepsiyondaki görevliye durumu soruyor. Görevlinin hareketlerinden dışarıda bekleyen beni gösterdiğini anlıyorum. Heyecanlı, korkmuş, bekleyiş içerisinde ve bembeyaz bir yüzle dışarı çıkıyor. Beni görüyor ve çığlıklar içerisinde üstüme doğru koşuyor. Ve biliyor musunuz sadece o an için yaşıyorum.
Uyanıyorum. 09.00’daki sınava yetişmek için acele bir şekilde hazırlanmaya başlıyorum. Üzerime ne bulduysam geçirdikten sonra arkadaşımı uyandırıyorum. Beni arabayla okula bırakacak. Yola çıkıyoruz, aklımda sınavda var fakat yine büyük bir kısmını O işgal ediyor. O’nu aramamak için kendimi zor tutuyorum.
09.00
Son anda sınava yetişiyorum. Bir-iki dakika önce aradı beni. Cevap vermedim ve telefonu kapattım. Sabah mahmurluğu ve heyecanla birlikte aynı kapta karışmış üzüntüyle sınava giriyorum.
10.00
Sınavdan çıktım. Başarının getirdiği mutluluk yüzümü güldürüyor. Telefonum hâlâ kapalı. 11.00’deki sınava çalışmak için arkadaşların yanına iniyorum. Hızlı bir şekilde hareket ederken merdivenler dikkat etmiyorum. Delice O’nu düşünürken…
12.00
İkinci başarı beni küçük bir çocuğun aldığı en sevilen hediye kadar mutlu ediyor. Arkadaşlarımı arayıp mezuniyetin yakın olduğunu haber veriyorum. Birazdan O’nu arayacağım fakat rol yapmam lazım. Kendime çeki düzen verip telefonu çeviriyorum. Uykulu bir sesle;
—Günaydın.
—Günaydın beyefendi.
—Aramışsın, telefonum kapanmış! Bende yeni kalktım. Birazdan yarınki sınav için çalışmaya başlayacağım.
—İş yerindeyim bende. Merak ettim seni. Çalışmanı aksatma lütfen.
—Tabii ki. Birazdan başlayacağım. Seni daha sonra ararım.
— Peki. Görüşürüz.
İçimdeki büyük mutluluğu bastırarak biraz soğuk konuşmuştum. Fakat o bugünkü sınavımı yarın zannediyor. Ve bu durumun bana verdiği stresle o şekilde konuşmayı uygun görüyorum.
14.30
Ankara’dan İstanbul’a doğru otobüsle yola çıktım. O benim yarın gece geleceğimi düşünürken yaklaşık altı saat sonra yanında olacağım. Zaman ilerlemiyor. Biraz kitap okuyorum, biraz öndeki turist kafilesiyle konuşuyorum, biraz otobüste ki basit filmi izlemeye çalışıyorum, her şeyden biraz… En çok aklımda O.
16.30
Beni arıyor, müsait değilim diyip telefonu kapatıyorum. Biliyorum ki üzülüyor fakat otobüste konuşamıyorum, O beni evde zannederken. Bir duygu karmaşası içindeyim. Bir yanda O’na yapacağım sürprizi ve o andaki yüz ifadesinin alacağı şekli düşünürken, bir yandan da bugün O’na verdiğim geçici huzursuzluktan dolayı mutsuzluğa düşüyorum. Bir hüzündür gidiyor dinlediğim şarkılarda. Bir heyecandır sürüyor…
21.00
İstanbul’dayım. O’nun katıldığı bir gecenin yapıldığı binanın önündeyim. Vücudumu bir titreme almış gidiyor. Sonu gelmeyecek bir heyecan bu yaşadığım. Bir yandan da o kadar yorgunum ki, ayakta duracak gücü O’nda arıyorum. Hızlı bir şekilde resepsiyona girip, oradaki görevliye acil bir durum olduğunu ve O’nun aşağıya inmesi gerektiğini söylüyorum. Arıyor ve bildiriyor. Dışarı çıkıyorum ve karanlık camların arkasından gelmesini bekliyorum. Bu bekleyiş içerisinde, yorgunluk ve baş ağrısı beni yıldırmaya çalışıyor ama bu çalışmanın imkânsız olduğunu onlarda biliyorlar. Aşağıya iniyor ve resepsiyondaki görevliye durumu soruyor. Görevlinin hareketlerinden dışarıda bekleyen beni gösterdiğini anlıyorum. Heyecanlı, korkmuş, bekleyiş içerisinde ve bembeyaz bir yüzle dışarı çıkıyor. Beni görüyor ve çığlıklar içerisinde üstüme doğru koşuyor. Ve biliyor musunuz sadece o an için yaşıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)