Önsöz
- Arturo
- Köprünün üzerinde omzumda uyurken, seni izliyordum, boğazı aldatırken.
4.11.2009
4.09.2009
efendim?
Maybe geçenlerde şöyle anlamsız bir yazı yazmıştı:
tık
O gün şanssızdım. Bugün gerçekleşen karşılaşma ise tam bir hezimetti. Böyle bir skoru tahmin etmeyen Maybe yine kendince atıp tutuyordu. Fakat bu sefer her şey çok farklıydı. Olucak iş değildi. Bu oyunda da çok sıkıldı Maybe ama üzüntüden.
Skoru merak ediyorsanız hemen söyleyeyim
6-0
Efsane bilek aşağıda
öptüm gıdı.
tık
O gün şanssızdım. Bugün gerçekleşen karşılaşma ise tam bir hezimetti. Böyle bir skoru tahmin etmeyen Maybe yine kendince atıp tutuyordu. Fakat bu sefer her şey çok farklıydı. Olucak iş değildi. Bu oyunda da çok sıkıldı Maybe ama üzüntüden.
Skoru merak ediyorsanız hemen söyleyeyim
6-0
Efsane bilek aşağıda
öptüm gıdı.
4.08.2009
O.
Uzun zamandır uzak durmaya çalıştığı kitabı açtı ve okumaya koyuldu. Son şansıydı o kitabı okumak, gerçekle yüzleşmek. Kelimeler kelimeleri, cümleler cümleleri kayıp giden bir yıldız gibi takip ediyor, her kayan yıldızda, gökyüzü biraz daha kararıyordu. Bir sanat eseriydi bu. Paha biçilemez… Çok iyi bir dille yazılmış bu kitabı okurken, etkilenmemek hatta ağlamamak elde değildi. Gözlerinden süzülen yaşları durduramıyor bir yanda da titreyen elleriyle, eriyip giden sayfaları çevirmeye çalışıyordu. Bu kahredici bu ona ölümü düşündüren kitap, gerçeği sert bir tokat gibi suratına çarpmıştı. İnsanların bazen içinde bulunduğu durumu ya da yaptıkları hataları fark etmeleri için böyle bir tokada ihtiyaçları var olduğu aklına geldi.
Her sayfayı tekrar tekrar okumaya başladı. Kendini, gözlerini durduramıyor, bu çıkmazın içinden nasıl çıkacağını düşünmek istemiyordu. Birkaç saatte kitabın sonuna geldiği zaman yorgun düşmüştü, ağlamaktan, kahrolmaktan. Tedirgin bir ölüm kokusuydu yaşadığı. “Buraya kadarmış” dedi, hiç düşünmeden. “Çok bile…” O’nu diliyle, kurgusuyla, yazım biçimiyle deliye çeviren kitabın son sayfasına geldiği zaman, okuduğu son yazıyı gördü.
Bana bu kitabı yazdıran sevgili …… ‘ye teşekkürü bir borç bilirim.
O’nun sevdiği kadın yazdırmıştı bu kitabı yazara. Yazar için küçük, O’nun için büyük bir sayfa.
Çok fazla dayanamadı bu acıya. Odasında ölü bulundu.
Aşk krizinden.
Her sayfayı tekrar tekrar okumaya başladı. Kendini, gözlerini durduramıyor, bu çıkmazın içinden nasıl çıkacağını düşünmek istemiyordu. Birkaç saatte kitabın sonuna geldiği zaman yorgun düşmüştü, ağlamaktan, kahrolmaktan. Tedirgin bir ölüm kokusuydu yaşadığı. “Buraya kadarmış” dedi, hiç düşünmeden. “Çok bile…” O’nu diliyle, kurgusuyla, yazım biçimiyle deliye çeviren kitabın son sayfasına geldiği zaman, okuduğu son yazıyı gördü.
Bana bu kitabı yazdıran sevgili …… ‘ye teşekkürü bir borç bilirim.
O’nun sevdiği kadın yazdırmıştı bu kitabı yazara. Yazar için küçük, O’nun için büyük bir sayfa.
Çok fazla dayanamadı bu acıya. Odasında ölü bulundu.
Aşk krizinden.
4.07.2009
4.06.2009
bir dakika
Yarın, hayatınızdaki en sevdiğiniz insanın öleceğini düşünün.
Ben de işte tam o anda ağlıyorum, çünkü o an hayatınızın hiçe dönüştüğü an. Hiçe bile değil; kayıtsızlığa unutuşa.
Sevdiğiniz herkesin size sırt çevireceğini ya da öleceğini fark ettiğiniz zaman ağlamak kolaydır. Zaman aralığını yeterince uzun tutarsanız, herkesin hayatta kalma şansı sıfıra düşer.
Ben de işte tam o anda ağlıyorum, çünkü o an hayatınızın hiçe dönüştüğü an. Hiçe bile değil; kayıtsızlığa unutuşa.
Sevdiğiniz herkesin size sırt çevireceğini ya da öleceğini fark ettiğiniz zaman ağlamak kolaydır. Zaman aralığını yeterince uzun tutarsanız, herkesin hayatta kalma şansı sıfıra düşer.
4.04.2009
sonuç hep aynı...
Asmalımescit'te geçen son iki tavla mücadelesinde çok sıkıldım... Hiç çekişme yoktu...
İlk oyunu "tartışmasız" bir skorla 5-1 kazandıktan sonra Maybe yine çılgına döndü. "Çok şanslısın laaaaaaaaan" diyip üzerime saldırmaya başladı. Bir arkadaşımızın stüdyosuna yetişmek zorunda olduğumuz halde yine "ya bidiya oynıycaz bidiya!" "Öldürürüm seni" gibi tehditler savurdu. Kalktık tabi...
Yolda giderken hâlâ sinirli olan Maybe "Kaç tane çift attın hayvan!" diye bağırırken, kolumu uzattım ve bileğimi gösterdim. "Baksana" dedim. Tam Maybe "Ne oldu koluna?" diyecekken "Görmüyormusun BİLEĞİ, zar böyle atılır" dememle, bu şakayı da yedi, sonra ağlamaklı oldu ve tabi vurmaya başladı.
Dün oynadığımız oyunu da 5-3 kazandım. Olmuyor böyle çok sıkılıyorum...
İlk oyunu "tartışmasız" bir skorla 5-1 kazandıktan sonra Maybe yine çılgına döndü. "Çok şanslısın laaaaaaaaan" diyip üzerime saldırmaya başladı. Bir arkadaşımızın stüdyosuna yetişmek zorunda olduğumuz halde yine "ya bidiya oynıycaz bidiya!" "Öldürürüm seni" gibi tehditler savurdu. Kalktık tabi...
Yolda giderken hâlâ sinirli olan Maybe "Kaç tane çift attın hayvan!" diye bağırırken, kolumu uzattım ve bileğimi gösterdim. "Baksana" dedim. Tam Maybe "Ne oldu koluna?" diyecekken "Görmüyormusun BİLEĞİ, zar böyle atılır" dememle, bu şakayı da yedi, sonra ağlamaklı oldu ve tabi vurmaya başladı.
Dün oynadığımız oyunu da 5-3 kazandım. Olmuyor böyle çok sıkılıyorum...
4.02.2009
1 Nisan
16:45 Ofisten erken çıkıyorum, kaybedecek vaktim yok. Hemen bir taksiye atlıyorum. 17:00 de Kabataş’tayım, O’nu arıyorum;
— Nerdesin?
— Okulda, Starbucks’tayım, dersim yok.
— Tamam ben 17:30 da çıkıyorum, 18:00 de Karaköy’de buluşalım.
— Tamam, ara beni.
Deniz biraz daha mavi o akşam, gökyüzündeki bulutlar kaybolmuş, O’nun gülümsemesini bekliyor yaşam. Taksici bana soruyor: “Neden gülüyorsun delikanlı?” “Âşık mısın yoksa?” “Çok mu belli oluyor amca”. O’na sürpriz yapacak olmanın verdiği heyecanla ve mutlulukla. Çok severim sürprizleri. Birde O’nu bir an bile gülümsetebiliyorsam… Hayatımda “O’nun” için bir şeyler yapabiliyorsam…
17:20 Okulunun önündeyim. İner inmez arıyorum hemen:
— Nerdesin?
— Starbucks’tayım hala…
— Bana kahve ısmarlamayacak mısın?
— Nasıl?
— Kahve içmeye geldim okula içeri almıyorlar.
— Saçmalıyorsun! Nerdesin sen?
— Kahve ısmarlayacak mısın? Ona göre söyleyeceğim.
— Şaka yapıyorsun dimi?
— Hadi gel al beni kapıdan, içeri almıyorlar tek başıma.
— Salak! Geliyorum! (Gülmeler ve çığlıklar).
Koşarak sarılıyor bana. O kadar heyecanlı ki düşmemek için bir adım geri atıyorum. Sarılıyor, öpüyor ve teşekkür ediyor.
Eğer seni kısa bir an bile olsun mutlu edebildiysem…
Not: Kahve ısmarlamadı bana. Ayrıca dolabındaki fazla eşyaları turuncu çantasına doldurup bana taşıtmaya çalıştı. Reddettim. Bir dahaki sefer için şüpheliyim.
:)
— Nerdesin?
— Okulda, Starbucks’tayım, dersim yok.
— Tamam ben 17:30 da çıkıyorum, 18:00 de Karaköy’de buluşalım.
— Tamam, ara beni.
Deniz biraz daha mavi o akşam, gökyüzündeki bulutlar kaybolmuş, O’nun gülümsemesini bekliyor yaşam. Taksici bana soruyor: “Neden gülüyorsun delikanlı?” “Âşık mısın yoksa?” “Çok mu belli oluyor amca”. O’na sürpriz yapacak olmanın verdiği heyecanla ve mutlulukla. Çok severim sürprizleri. Birde O’nu bir an bile gülümsetebiliyorsam… Hayatımda “O’nun” için bir şeyler yapabiliyorsam…
17:20 Okulunun önündeyim. İner inmez arıyorum hemen:
— Nerdesin?
— Starbucks’tayım hala…
— Bana kahve ısmarlamayacak mısın?
— Nasıl?
— Kahve içmeye geldim okula içeri almıyorlar.
— Saçmalıyorsun! Nerdesin sen?
— Kahve ısmarlayacak mısın? Ona göre söyleyeceğim.
— Şaka yapıyorsun dimi?
— Hadi gel al beni kapıdan, içeri almıyorlar tek başıma.
— Salak! Geliyorum! (Gülmeler ve çığlıklar).
Koşarak sarılıyor bana. O kadar heyecanlı ki düşmemek için bir adım geri atıyorum. Sarılıyor, öpüyor ve teşekkür ediyor.
Eğer seni kısa bir an bile olsun mutlu edebildiysem…
Not: Kahve ısmarlamadı bana. Ayrıca dolabındaki fazla eşyaları turuncu çantasına doldurup bana taşıtmaya çalıştı. Reddettim. Bir dahaki sefer için şüpheliyim.
:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)